• Phantom: Requiem for the Phantom - 6





    Conflagration

    Geçen bölümdeki katliamlardan sonra karşı taarruzda bulunmak isteyen mafya lideri Tony ince bir plan kurmuş ve herkesi birbirine düşürecek bu planını yürürlüğe sokmuştur. Ancak Inferno'nun ne kadar heybetli ve ahtapot misali bağlantılara sahip olduğunu yine bu bölümde görmüş oluruz. Tony'nin planını alt edecek başka bir plan da Scythe Master denilen sapık doktordan gelir.

    Ein ile Scythe Master arasındaki sapkın ilişkinin bir başka boyutunu daha henüz anlam veremediğimiz fotoğraflama sahnesinde görürüz. Etrafı kuklalarla çevrili Ein tepkisiz suratının yanında kuklalar daha bir insancıl, Ein ise ustasının elindeki tahta bir oyuncak gibidir. Zaten bölüm içinde de Zwei'ya kendilerinin sadece bir araç, bir maşa olduğunu izah eder. Seri bu bağlamda iki başkarakterin kendi iç dünyalarına eğilmekle çok doğru bir işe imza atar. Gungrave gibi mafyayı her yeni bölümde temcit pilavı gibi anlatmak yerine mafya içindeki karakterlere yoğunlaşır ve çok da yerinde bir seçim yapmış olur.

    Inferno'daki kıdem dağılımını henüz kesin olarak bilmiyoruz ama Scythe Master ile McCunnen arasındaki husumet şimdiye kadar altı çizilerek paylaşıldı. İkili arasındaki soğuk savaş ileride sıcak bir çatışmaya dönebilir. McCunnen'in Zwei'yı kendi tarafına çekmesi belki de Scythe Master tarafından posası çıkarılına kadar kullanılan Ein'dan kendini korumak için olabilir. İlerleyen bölümlerde Ein ile Zwei arasında gelişecek bir düşmanlık seriyi ayrı bir noktaya taşıyabilir. Şimdilik kestirmek zor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi