• Pandora Hearts - 4





    The Morning Sunlight's Place


    Abyss'ten kurtulan Oz yarı baygın halde bir yatakta yatarken bulur kendini. Çevresindeki üçlüden sadece Sharon'u tanımakta Break'e ise göz aşinalığı bulunmaktadır. Neyse ki bilinmezlik fazla sürmez, biz de diğer iki karakterin tam adlarını öğrenmiş oluruz. Geveze olup omzunda oyuncak taşıyan zıpçıktının adı Xarxes Break, suskun olup karizmayı oynayan elemanın adı da Raven'dır. Break kim oldukları ve ne işle meşgul oldukları konularına açıklık getirir: Abyss'ten gelen "Chain"leri yakalamakla sorumlu Pandora grubunun üyeleridir bu üçlü. Oz da Abyss'ten anlaşma yaparak kaçtığı için gözlerinde bir tutukludur. Tabii Alice'in ortaya çıkması uzun sürmez. E Alice gelince başka bir yaratık da inceden sızar dünyaya.

    Bu bölümde seriyle ilgili daha çok şey öğreniyoruz. Pandora denen örgüt necidir, Alice kimdir, Oz'un cebindeki köstekli ne ayaktır... hepsini nihayet bize gösteriyor seri. Bölümün kendi içindeki çoklu açılımları seriyi de fantezi-korku türünden daha çok bir macera seriye kaydırdı. Oz'un ayak üstü yaşadığı hayal sayesinde herkesin ulaşmak istediği bir hedefi olduğunu da öğrendik. Alice hafızasını, Pandora şimdilik gizli tutulan ama bombası yakında patlayacak ramazan davulunu, Oz ise aradığının (ne olduğunu bilmese de) anahtarını nasıl bulacağını ve ilk bölümlerdeki cüppeli denyolara Baskerville dendiğini, kendisini Abyss'e kasten ittiklerini öğrendi. Çizimler hâlâ yerlerde sürünmeye devam etti, seslendirmeler vasatı aşamadı. Lakin en azından konuda kımıldanmalar gerçekleşti.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi