• Phantom: Requiem for the Phantom - 5





    Instant


    McCunnen'in ablukası altına giren Zwei yeni ve şimdiye kadarkilerden çok daha zorlu bir görevle karşı karşıyadır. Ein ile artık sadece antrenman yapan esas oğlan oyunu daha ciddi oynamaya başlamıştır. Genişleme derdindeki Inferno'nun birer piyonu olan 1 ve 2 verilen görevleri fazla düşünmeden yerine getirirler. Ama ne görev!

    Serinin kendini sağlama aldığı ve izleyici profilini oluşturduğu bölümdü 5. bölüm. Finali gördükten sonra devam etmeyenlerin karın boşlukları bir süreliğine ağrıyacaktır. Devam edenlerse eminim ki daha da sert materyaller görmeye kendilerini hazırlamış olacaklardır. Olmaz denilenlerin bu animede olduğunu görmekten dolayı memnunum. Ciddi, sert, ayakları yere basan ve hedefini bilen bir yapım Phantom. İşin teknik kısmında o kadar profesyoneller ki çizim tarzının yanına bu bölümde olduğu gibi doğu ezgileriyle süslenmiş müzikler bile katmaktan çekinmiyorlar. Senaryo kısmında ise görünen o ki "İki Katilin Günlüğü" tadında bir ilerleyiş seriye hakim olacak. Piyonların bile hisleri vardır sonuçta.

    Mafya kısmını hiç oymadılar şimdiye kadar. "Inferno ister, Inferno alır" mottosu bizim için kafi geliyor. Ein ile Zwein üzerinden gidilmesi yerinde bir tercih. İkilinin hem tekil hem de birbirlerine karşı hisleri şimdilik fırtına öncesi sessizlik kıvamında veriliyor: Milim milim. Ein'ın evde oturup Zwein'ı beklemesi, bir yandan da Zwein'ın patroniçe McCunnen ile olan ilişkisi, Ein'ın doktorumsu herifle olan bağı... Bunlar ileride işlenmeyi bekleyen konular.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi