• Guin Saga - 5





    Destined Meeting

    Guin'i ve kardeşleri bulmak için ormana dalan Leydi Amnelis karşısına çıkan devasa yaratıktan ancak sonradan yetişen Lord Marus sayesinde kurtulmayı başarır. Guin'i arama serüvenine katıan Marus da yiğit bir savaşçıdır ve Guin ile kapışacak belki de tek Mongol'dur. Nihayetinde aradığını da bulur ve leopar adamımızla korakor bir dövüşe girer. Guin için "ormanda 10 leopar gücünde" lakabı takılmışken Marus içinse "hem kel hem fodul" lakabı uygun görülmektedir. Velhasıl dövüş berabere bitmek zorunda kalır çünkü mal kere mal kardeşler kendilerini yakalattırmışlardır. Istavan'dan bihaber olan Mongol ordusu bizim yakışıklının oyununa düşer ve Dune'daki dev solucanlara benzeyen bir yaratığın saldırısıyla uğraşırken Guin ile kardeşleri ellerinden kaçırırlar. Solucanı haklayan eleman da diziye yeni ve taze bir dalış yapar. Amnelis'i korumakla mükellef olan ve majestesini her şeyin önünde tutan bu danyalın adı Astreas'tır.

    Guin Saga evreninde, özellikle de habitat içinde yaşamaları sıradan görünen yaratıkların büyüklüğü serinin mitolojik ve destansı yanına doğru yerden parmak basıyor. Önceki bölümde suda yaşayan yırtıcı bir dev balinamsı ve etobur bir yosunumsunun yanına bu bölümde de yerin altında yaşayan ve harekete göre sorti yapıp insanları mideye indirebilen bir solucanımsı eklendi. Uçabilen bir yaratıkımsı da eklediklerinde çember tamamlanacak diyeceğim ama nereden ne geleceği pek belli olmuyor bu seride.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi