• Phantom: Requiem for the Phantom - 8





    Sudden Change

    McCunnen'in ayak oyunları tahmin ettiğim gibi sonuçlandı ve Zwei'yı ağları arasına dolamayı başaran fettan hatun bu sefer de gerçek kimliğini açıkladığı çocuğu kendi emellerine alet etmeyi başardı. Reiji Azuma isimli Zwei'ya bir de "istiyorsan vatanına dönebilirsin" kumarı oynayan McCunnen karısı oynadığı müthiş akıl oyunlarıyla çocuğu kendine bağladı ve Scythe Master'a, dolaylı yoldan da Ein'a karşı çevirmeyi başardı... mı? Kendi adamlarını şişlediğinin farkında olmayan Ein ise McCunnen'in biricik koruması Lizzie tarafından vurulur ve hemen sığınağa doğru koşar. Ona tabii ki ilk yardım Zwei'dan gelecektir.

    Şimdi bu seriyi çok farklı noktalardan ele almak gerek. "Bir bölümü heba etmişler, hiç aksiyon yok" diyecek biri varsa bu seriyi hemen bırakabilir çünkü serinin aksiyonu sözlerinde ve karakterlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin gelişiminde saklı. Salt aksiyon yerine entrika ve baştan çıkarma gibi mevhumlarla ilerlemeyi seçen serinin o ağırmış gibi görünen temposu aslında bu tip kavramları aç bilaç şekilde bekleyenler için süpersonik bir hızda ilerliyor. Bir de bazı seriler vardır, böyle haftalık süreçte izlenmeleri seyircinin motivasyonunu ve seriye karşı olan merakını düşürebilir. Phantom da aslında bazı seyirciler için böyle bir seri. Belki bekleterek hepsini birden izlemek daha keyifli olabilir. Gerçi bekletmenin ve her hafta "ha çıktı ha çıkacak" heyecanını yaşamak da ayrı bir zevk.

    Ben bu seriye methiyeler düzmekten yorulmayacağım. Şimdi iki başkarakteri karşı karşıya getirme kozunu da oynadılar. Bundan sonra belki de 1 ve 2'nin birleşip Inferno'yu al aşağı etme mücadelesini göreceğiz, belki de bir başkarakteri harcayacaklar, belki de hiçbiri olmayacak... Bilmemek ve bilememek Phantom için en güzel olanı.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi