• Guin Saga - 4





    Crossing the River of Death

    Saldırıların ardından savaştan yeni çıkmış 3. dünya ülkesine dönmüş olan Parros'ta artık herkesin umutlarını bağladığı tek şey Rinda ile Remus'un ve Lord Aldo Naris'in sağ kalmasıdır. Rinda ile Remus ise güç bela kurtuldukları Kara Kont'un sarayından bir an önce uzaklaşmak istemektedirler. Kaçtıkları öğrenildiğinde peşlerine düşecek Mongollar 5 kişilik ekibimizin canını sıkmaktadır. Bu vesileyle de çareyi Kes Nehri'ni geçmekte bulurlar. Tabii ki nehir biraz sıradışıdır. Hormonlu piranalar, çift karakterli balinalar, denizde yaşayan etobur bitkiler bu sularda yaşamlarını sürdürmektedir.

    Velhasıl nehrin tehlikelerinden bir şekilde yakayı sıyırmayı başarmalarına rağmen Leydi Amnelis'in birlikleri sahil tarafından kendilerini beklemektedir. Mongol Hükümdarlığı'nın bir başka önde geleni Amnelis'in yıkadığı beyinleriyle düşünme yetileri kaybolmuş bir sürü asker Guin ve yarenlerini bulmak amacını da içine dahil eden ancak asıl olarak krallıklar arası savaşta büyük önem teşkil eden Nospherus'a bir saldırı düzenlemek için hazırlanırlar. Amnelis'in yardım aldığı büyücü Gayus yıldızları okuyup kehanetlerde bulunurken Rinda da aynısını Istavan için yapmaktadır.

    Orta Dünya ilişkilerinin yanında başkarakterlerin gelecek planları hakında da birçok detayın paylaşıldığı bölümde mitolojik-fantezi türlerinden fıramış gibi yer verilen figüranlar her bölümde dikkat çekmeye devam ediyor. Guin'in epik macerası, Aurra'yı arayışı, kardeşlerin vatanlarını yeniden ayağa kaldırma çabaları, Istavan'ın kraliyet tutkusu bir araya geliyor ve grubun temelini oluşturan parçalar oluyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

    Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi