• Fullmetal Alchemist: Brotherhood - 8





    Research Laboratory 5

    Önceki bölümde Felsefe Taşı'nın madenini bulan kardeşler 5. Laboratuvar'a gitmiş ve tam girdiklerinde Al'ın karşısına bir zebellah çıkmıştı. Bu bölümde de Ed'in karşısına çok geçmeden başka bir zebellah çıkıyor ve her ikisi de kardeşleri öldürmekten başka bir şey düşünmüyorlar. Kardeşlerle bölümün neredeyse dörtte üçü kadar sürecek bir dövüşten sonraysa ecelleri başka ellerden geliyor.

    Bölüm bir geçiş bölümü. İlk seriden ayrılıp kendi ayakları üstünde durmaya çalışan bir serinin ilk bebek adımları denebilir. Gardiyanın sonunun gelişi ve Edward'ın Homunculi tayfasıyla ilk tanışıklığı Brotherhood için zamanında yapılmış seçimlerden. İlk seride üstünkörü geçilen Kimbley'in ikinci kez görülüşü ilerisi için de cezbedici. Serinin mangayı aynen takip ettiği söyleniyor. Mangayı okumadığım için bilemiyorum ama ilk serideki "kırlar, bayırlarda iki kardeşin sırt sırta verme hikayesi"nden eser olmadığını söyleyebilirim. Çok daha kanlı, çok daha farklı, çok daha felsefi bir seri Brotherhood. Chopper Barry ile kapışan Alphonse'a kasabın söyledikleri de Al ile beraber bizim de akıllarımıza "acaba mı?" sorusunu düşürmüyor değil.

    İlk kez bu bölümde ağzıma layık bir kahkaha attım. Barry'nin kendini methedip sonra kendi gibi olan Al'ı görünce verdiği tepki olayın komikliğine ayrı bir lezzet daha kattı. Mamafih serinin bazen fazlasıyla mizah tarafına sığındığını hatta bazı yerlerin son derece fuzuli olduğunu düşünüyorum. Söz konusu FMA ise komedi tabii ki olacak ama Homunculi tayfasıyla yeni tanışmış bir Ed'in o anda chibilere bulanması nedir allasen?

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi