• 07-Ghost - 4





    To The Depths Of The Earnest Prayer


    Önceki bölümde cüppeli amcaya kanıp gece avluya gelen Teito amcanın bir anda "bana dileğini söyle, ruhunu alayım" teklifini saftirik aklıyla kabul eder ve göğsüne yediği damgayla Verloren'in himayesine girecekken ortada biten piskopozlar sayesinde paçayı yırtar. Ama piskopozlarla amcanın çarpışması gerçekten takdire şayan sahneler barındırmaktadır ki onları da ancak izleyenler görebilir, anlatılmaz öyle.

    Amcanın teklifi sırasında Teito'nun flashbackleri gerçekten mükemmel çizilmiş. Geçmiş zamanları çizerken süper özen gösteren ekibi kutluyorum. Bu dalgalı efekt çok iyi düşünülmüş. Rüya mı yoksa sadece mazi mi anlamakta zorlanıyoruz. Dövüş sahnelerinde de sezonun bombalarından biri olacağını şu bölümle kanıtlamış bulunuyor 07-Ghost. Bir piskopozun elinde anormal büyüklükteki orak ve düşmanı olan keşiş tipli amcanın kanatları nefis detaylar. Kötü olan melek, iyi olan Azrail motivasyonları içeriyor. Bu özellikler de serinin anlatım gücünü daha da kuvvetlendiriyor.

    Yeni bir karakter olan Rozette ise harika sesli deniz kızı rolünde ince bir detaydı. Havuz kızıydı gerçi ama olsun. Amcanın içine giren Kor isimli iblisi de kıssadan hisse şeklinde öğrenmiş olduk. İyi ile kötü arasındaki savaşta 07-Ghost'un söyleyecek yeni sözleri olması takip konusunda iştah verici. Teito Klein'ın seslendirmesi ise Fullmetal Alchemist'ten tanıdığımız Edward'ın sesi olan Romi Paku gibi geldi bana ama ANN'de şimdilik farklı bir isim var. Yine de fena halde benzettim.

    Ayanami ise nihayet Mikage'ye bir seçim yaptırdı yaptırmasına ama dostluk ilişkilerini de arada atlama gafletine düşmüş oldu. Teito ile Mikage arasındaki dostluk da Ed-Al kardeşlerin arasındaki ilişkiye inceden değdiriyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi