• Phantom: Requiem for the Phantom - 2





    Training


    Zwei'yı yataktan kaldıran Ein ona teşkilat hakkında biraz bilgi verip başına gelecekleri ve bundan sonraki hayatını anlatır. Varolmak, yaşamak istiyorsa öldürmesi gerekmektedir. Ein artık bir suikastçı olmuştur. Her ne kadar yeni ismini kabul etmese de gerçek ismini bir türlü hatırlayamayan Zwei acı gerçeği öğrenir: Inferno onun hafızasını silmiştir. Zwei'ın eğitimi başlar.

    Son suikast yüzünden Scythe Master'ı tebrik eden McGuire ile de bu vesileyle tanışmış oluruz. Inferno'nun kodamanlarından (veya başı) olan McGuire oturduğu yerden öldürülen gazetecinin haberini izlerken pek bir keyiflidir.

    İlk geldiğinde kafasında binlerce soru olan Zwei eğitiminin de etkisiyle artık düşünmeye bile mecali kalmamış bir ölüm makinesine dönüşmektedir. Buna memnun olsa bir türlü olmasa bir türlüdür.

    Bir görev için tesisi terk eden Ein sessiz sakin başka bir suikaste doğru yol almaktadır. Arabada Zwei'ın durumunu soran Scythe Master'a son bilgileri verir. Bu sırada tesise gelen Bayan McCunnen ile Zwei arasında ufak bir sohbet gerçekleşir. Kendini Inferno'nun kölesi gibi Zwei'ya aslında sıkı çalışırsa yükselebileceğini söyleyen hanımefendi günün sözünü de teşkilatla ilgili konuşurken patlatır: "Mafya ve çeteleri birer ülke gibi görürsen Inferno'yu Birleşmiş Milletler gibi düşünebilirsin."

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

    Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi