• Pandora Hearts - 1





    Innocent Calm


    Soğuktu ve yağmur çiseliyordu minvalinde bir gecede ayine benzer bir seremoniyle Oz Bezarius ismi verilen çocuk bir nevi cezalandırılma seansının içindedir. Ardından şehirde yaşanan patlamayla oluşan kara delik serideki soru işaretlerini arttırır.

    Evde Efendi Oz için hummalı bir arama başlatan hizmetçiler geceki seremoni için efendilerini hazırlamak istemektedirler. Ama afacan Oz saklanmıştır bir kuytuya. En yakın arkadaşı olan Gilbert onu saklamayı başarır. 19. yüzyılda geçiyormuş havasındaki serinin sempatik ama küçük yaşlara hitap eden mizahıyla tanışırız. Ufak telaşlar içinde küçük zorluklar yaşayan karakterler "bak şunun yaptığına" türünden sırıtmalar yaratabilirlerse ne âlâdır.

    Çizilenden en az 10 yaş daha büyük biri tarafından seslendirilen Oscar Amca'nın gelişiyle bu arazi ve köşkün seceresi hakkında bilgiler ediniriz. Kız kardeşi ve Gilbert ile biraz daha oynamak için amcasının yanından ayrılan Oz bahçede dolanırken Gilbert ile birlikte bir çukura düşer. Belediyenin açıp da unutmadığı bu çukurda lahit benzeri bir yapı gören kankalar buranın mezarlık olduğunu hemen çakozlar. Lahitin üstündeki köstekli saati çeken Oz'un gözünün önünde bölüm başındaki karaltı belirir. Saati biraz kurup çıkan melodiyi dinleyince Oz sanki Alice'in düştüğü Harikalar Diyarı'na ışınlanır. Saykoya bağlamış oyuncaklar etrafını sarmıştır. Suratı olmayan bir kız oyuncakları susturur. Sonra kız da delirir ve Oz'u öldürmeye çalışır. Oz aniden transtan çıkar ve köstekliyi kapatır.

    Cüppeli tipler saatin açılışını haber almış gibi köşkün dibinde biterler.

    Serinin fantezi-korku türünde süreceği gibi bir hissiyat verdi ilk bölüm. Bahar sezonunda böyle bir seriye ihtiyaç duyulmakta, umarım devam eder. Animasyon tekniği biraz zayıf, seslendirmelerde de sıkıntı yaşanıyor. Zamanla bu sorunları düzeltip seriyi raya oturtabilirse senaryosuna sırtını daha rahat yaslayacaktır.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi