• 07-Ghost - 3





    My Innocent Child, Sleep Within the Light


    Teito'nun kafasında terk etme planları gezinirken kilise içindeki rutin bir gününe tanık oluruz. Rahibeler temizlik yapar, çocuklar mumları yakar, rahipler etrafta gezinir, herkes kendi ürettiğini mideden geçtiği kadar yer. Gereksiz chibiler seride etkisini arttırır, ciddiyetten uzaklaşılır, FMA çakması olmasından korkulur.

    Teito gibi çok mühim bir üyesini kaybeden ordudaysa Ayanami'nin ifadesi alınmaktadır. Mikage'yi sorgulamaya devam eden Ayanami hala pis oynamakta, kendi zaaflarını başkalarının zaaflarıyla kapatmaya çalışacak kadar ayağa düşmektedir. Yardakçıları sayesinde konseyin sorularını savuştursa da artık zamanı daralmakta, Mikael'in Gözü için önemli bir şahış olan Teito'yu bir an evvel bulmak istemektedir.

    Kiliseyi terk etmeyi aklına koyan Teito'ya "hele bir dur yiğidim" postasını Frau koyar. Zıvanadan çıkıp güçlerini kullanan Teito'nun da foyası böylece ortaya çıkmış olur. İki bölümdür gördüğümüz "etrafta harf dolandırma" olayının adı Zaiphon'dur. Kişinin hislerini toplayıp eli aracılığıyla dışarıya saldığı bu enerji Tanrı'nın insanlara bir lütfu olarak yeryüzüne bırakılmıştır. Teito da bu gücü arkasına alarak Frau'ya saldırır ama ağzının payını alıp yediği sopayla yere çömer.

    Her şeye rağmen yine de kendisine gösterilen alakadan bunalan ve kankası Mikage ile olan anılarını yad eden Teito ise bir gece yürüyüşüne çıktığında gizemli bir amcayla karşılaşır. Amca ona bilgece sözler sarf etmekle kalmaz, bir de çocuğun aklını çelip ertesi geceye pas atar. Teito da amcaya kanar gibi olsa da aslında burnumuza amcayla ilgili pis kokular gelmektedir.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi