• Paprika


    forum resmi
    Gözleriniz açıkken bir rüya görmeye hazır mısınız?

    Memories, Tokyo Godfathers, Millennium Actress gibi kalbur üstü projelerin arkasındaki adam Satoshi Kon'un son marifeti Paprika, 1993 yılında yayımlanan Yasutaka Tsutsui'nin aynı isimli romanından yola çıkılarak yapılmış bir uyarlama. Filmde insanları uykularında tedavi etmek amacıyla tasarlanmış DC Mini isimli bir aletin çalınması ve sonrasında yaşananlar konu ediliyor. DC Mini bir psikoterapi aleti. Nevrotik hastaların anksiyete sorunlarını uykularında çözen bu cihazı bilim dünyası yüzyılın keşfi olarak nitelendirirken, yaratılmış dört prototipten birinin çalınmasıyla olaylar da patlak vermeye başlar. Aleti daha önceden kullanmış laboratuvar çalışanları bir bir sinirlenmeye, gün içinde kabuslar görmeye, uyur gezer olmaya ve etrafları için birer tehlike haline gelmeye başlarlar. Hırsızı yakalamak için davayı üstlenen dedektif Kogawa'ya 29 yaşındaki Dr. Atsuka Chiba nam-ı diğer kendisinin 18 yaşındaki alt egosu Paprika yardım etmektedir.

    Düş görmekte olan hastalara bağlanan cihazın formu her ne kadar
    David Cronenberg'in eXistenZ'ındaki alete benzetilse de, bu filmi hiç seyretmediğini söyleyen Kon esas referans kaynağı olarak Japonya'da "Uyutan Çiçek" olarak bilinen bir bitkiden esinlendiğini açıklamış. DC Mini'nin fonksiyonu itibarıyla bu açıklama gayet mantıklı görünüyor. Aslında, algılanan gerçekliğe ve yapay düşlere bu kadar kafayı takmış iki adamın birbirine benzetilmesi de çok normal. Öte yandan, ben ise DC Mini'yi kullanım açısından Batman Forever'da Bulmacacı'nın (Jim Carrey) tüm şehri kontrol etmek için kullandığı makineye benzettim. Konumuza dönecek olursak, filmlerden esinlendiğini asla gizlemeyen Satoshi Kon, Paprika'nın da içini göndermeleriyle hayli doldurmuş. The 13th Floor, Dark City, Brazil gibi pek bilindik filmlere yapılan göndermelerin yanında bir takım sinsice saygı duruşlarında da bulunmayı ihmal etmemiş. Bunlardan, Kon'un yine kendi yönettiği Paranoia Agent, Tokyo Godfathers, Millennium Actress ilk akla gelenler. Neyse, lafı uzatmadan artık filme geçelim.




    Sanık bir rüya olunca davayı çözmek zor oluyor

    Filmin çok renkliliği belki seyirciler üzerinde rahatsızlığa yol açabilir, ancak bu cümbüşle altta yatan sade mesajlar müthiş bir kompozisyon oluşturmuş. Giriş ve tanıtım bölümlerini geçtikten sonra durmak bilmeyen bir tempoya giriyoruz. Filmin ritminden değil, izleyicinin ekrandakini algılama temposundan bahsediyorum. Boş bırakmaya gelmeyecek bir film
    Paprika. Sanki, bir anlığına kafanızı çevirecek olsanız, bu rüyadan uyandıracak gibi bir his veriyor. Bu verdiği hisle, rüyalarınızı kontrol etmeye çalıştığınız anda uyanacak olmanız gerçeği ne kadar örtüşüyor değil mi? Öte yandan, bir o kadar da kompleks sayılamayacak, ufak beyin cimnastikleri olarak değerlendirilebilecek soru-cevaplarla ilerliyor. Elbette, çözmek isteyenlere hepsi asıl soru için birer ekmek kırıntısı.

    Siyahla beyazı, gerçekle rüyayı, erkekle kadını, iyiyle kötüyü ayıran nedir?

    Hayır, asıl soru bu değil. Çok da önemli değil zaten cevabı. Önemli olan nasıl algıladığınızdır, demiş
    Satoshi Kon. Bakmak ve görmek arasındaki farkın, basit bir gramer kuralıyla açıklamaktan öteye geçmesine, Matrix ile iyiden iyiye klişe olmaya doğru giden "Free Your Mind / Zihnini Özgür Bırak" mesajına odaklanmamızı istemiş. Bunu yaparken de öyle bir dünya kurmuş ki kendine, bir panayır yeri gibi renkli, kutup çizgisi gibi soğuk, şizofren bir hastanın zihni gibi paramparça, modern hayatın gerektirdiği gibi derli toplu. Tezatların arasında ince bir çizgi var. İşte, yukarıdaki sorunun cevabı o çizgide saklı.

    Modern hayat demişken, sayısız göndermelerden ayan beyan açıklamış olduğu bir tanesine de değinelim.
    "Rüyalar ile internetin ne farkı var, ikisi de bilinç altının kol gezdiği yerler", dedirterek zaten hali hazırda sunumunu yapıyor Paprika. İnterneti bir rüya diyarı olarak gören Satoshi Kon'un bu post-modern yaşam alanına karşı veya yanında yer alan bir tutumu yok. Aksine, hep aradaki o ince çizgide yürütmeyi seçmiş karakterlerini. Karakterler sürekli sağa ve sola bakıyorlar. "İnsanların gerçek hayatta sığındıkları tek güvenli yer kaldı: Rüyaları!" dedikten sonra "Hâlâ düş mü görüyorum? Tüm dünya görüyor." diyerek o çizginin altını iyice kalınlaştırmayı da pekâlâ başarıyor. Bu tarafsızlık gerçekten de takdire şayan.

    İki rüya birleşince bir yenisi doğar

    Satoshi Kon, daha önceleri Millennium Actress ve Paranoia Agent'ta da birlikte çalıştığı yakın arkadaşı Susumu Hirasawa'ya teslim etmiş müzikleri. Ve mükemmel bir iş çıkarılmış diyebilirim. Filmin yansıtmaya çalıştığı o coşkuyu özellikle Oscar'a da aday adayı olan The Girl in Byakkoya parçası ile çok iyi vermeyi başarmış Susumu. Hareketli kovalama sahnelerinde, şehir içindeki geçit törenlerinde, Paprika'nın düşler ülkesini kurtarma serüveninde çok naif ama kararlı bir temposu var müziklerin.

    Kapanışı yaparken,
    Paprika için film sonunda ağzımdan çıkan ilk sözü tekrarlamakta fayda görüyorum: "Memories ile tanıdığım, Paranoia Agent ile flörte başladığım, Perfect Blue ile acaba dediğim Satoshi Kon sinemasıyla olan ilişkimin aşka dönüştüğü film Paprika". Her sinema severin dalması gerektiğini düşündüğüm bu rüyaya, dedektif Kogawa'nın da dediği gibi "Bir tam lütfen!"

    5 Görüş:

    1. yeni bişeyler geliyor gibi satoshiden merakla bekliyorum. bu arada the girl who leapt through time'ın yönetmeni yeni film çıkarmış If'tede gösterilecek Summer Wars. çok güzel gözüküyor bi bak istersen.

      YanıtlaSil
    2. Satoshi Kon'un yeni filmi The Dreaming Machine yolda. Çocuklara yönelik bir film olacağı açıklanmış.

      Summer Wars'u da izleyip çok karambol bulmuştum. Uygun bir anımda mutlaka izleyip yazacağım. Hatırlatma için teşekkürler :)

      YanıtlaSil
    3. Satoshi Kon filmlerinin daha önce izlemedim,Paprika ile başlamayı düşünüyorum tek korkum anlayamamak :(

      YanıtlaSil
    4. O halde Perfect Blue, Millennium Actress, Tokyo Godfathers sırasıyla gitmen daha uygun kaçabilir. TG daha naiftir, hayatın içinden bir hikayedir ama PB, MA ve Paprika (hatta Paranoia Agent serisi) kafa karıştırmayı seven ve amaçlayan yapımlardır. Bence korkunu bir yere kilitle ve -benim için- animenin en büyük üstadı ile bir an önce tanış. Onun filmlerini araklamış nice Hollywood yapımı izlemişsindir sonuçta, en yakın örnek Inception gibi.

      YanıtlaSil
    5. İncepion,Black Swan v.s izledim Satoshi Kon yapımları daha ağır olduğu için uzak kalmıştım:D

      önerilerin için saol, Tokyo Godfather'dan başlamak iyi olacak

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi