• Haibane Renmei



    Semada bir kız süzülür, bulutları yararak aşağıya düşerken yanına bir karga yaklaşır. Amacı, kızı düşmekten kurtarmaktır karganın. Nafile. Başarısız olur karga, kız düşer. Kafalarında haleler, sırtlarında küçük kanatlar olan bir grup çocuk kaldıkları yurt gibimsi binada (Old House) bir koza bulurlar. Koza, gelmekte olan bir şeylerin habercisidir. Merakla eğilirler üzerine. Geliş'e hazırlanır bu küçük grup. Ortalığı temizler, etrafı düzenlerler. Gün gelir devran döner. Koza açılır. Yeni bir kız bu küçük binadaki topluluğa katılır. Grubun adı Haibane'dir. Gruptaki diğerleri gibi bu kız da kendi ismini, nereden geldiğini, kim olduğunu hatırlamamaktadır. Ona "Rakka" ismi uygun görülür. Rakka da diğerleri gibi gündelik işlerin peşinde, dış dünyadan duvarlarla ayrılmış, kale benzeri bu şehirde çalışmaya başlar.

    Sembolik göndermelerin tavana vurduğu, belki defalarca izlense de kaçırılacak yığınla ânın olduğu bir anime Haibane Renmei. Bu çocuklar nereden geliyorlar? Neden buradalar? Kim peki bu çocuklar, neden bulundukları bu şehirde onlara farklı gözle bakılıyor? En önemli soru da; Burası neresi Allah aşkına? Bu yazıda bu sorulara cevap aramaya çalıştığımı göreceksiniz. Aramaya çalıştığımı, diyorum çünkü bu kadar fazla yanıtlanmamış sorunun olduğu bir seride kesin cevaplar bulunmamasından daha doğal bir durum olamaz. Spoiler vermeyeceğim; verilecek bir spoiler da yok zira. Ancak, seriyle ilgili çıkarımlarınızı etkilememi istemiyorsanız bundan sonrasını okumamanızı tavsiye ederim. Yine de her izleyiciye, keyfince şekillendirebilme ve kendi tutarlığında rahatlıkla mantıklı cevaplar bulabilme imkanı veren bir seri var karşımızda. Herkesin Haibanesi kendine yani.

    Kelime kelime çevirilirse Külden Kanatlar Topluluğu, serinin adı. Kanatlara sonra değineceğim, ama kronolojik sırada isim verilme safhası var. Bu küçük gruptaki herkese isimleri, grubun daha önceki üyeleri tarafından veriliyor. İsmin belirlenme prosedürüyse çocuğun gördüğü rüyada yaşadığı deneyimlere göre işliyor. Rakka'nın isminin mânası "Düşme". Yedi senedir burada bulunan ve grubun annesi görünümündeki genç bayan Reki (Çakıltaşı), içlerindeki en küçüğü Kuu (Hava), 9 sene ile en eski Old House sakini Nemu (Uyku), ağzı bozuk şirine Kana (Alabalık), gözlükleri ardından bilgiçlik taslayan tatlı kız Hikari (Ateş) de bu binanın diğer afacanları. İsimlerin rüyalardan geldiğini biliyoruz, ama Rakka'nın rüyası hariç diğerlerininkileri yorumlama şansımız yok. Çünkü bu rüyalar bizimle görsel açıdan paylaşılmıyor seri boyunca. İsimler hakkındaki bir takım tahminler üzerinden bu karakterlerin anılarını çözme işi, serideki daha pek çok nokta gibi yine bize paslanıyor. Zaman çizgisine sadık kalarak devam edersem, kafaya geçirilen bir hale var. Bu hale de gökten zembille inmiyor. Önce bir tavada gerekli ve yeterli sıcaklığa getirildikten sonra çocuğun kafasına yerleştiriliyor diğerleri tarafından. Sabit durması içinse birkaç gün gerekiyor. Havada duran bir hale nasıl yerleştirilebilir, gibi düz bir mantığı da böylece bir kenara bırakabiliriz hemen şu anda. Takip eden bölümlerde göreceklerimiz ve dimağımıza düşecek tepkisel soruları bir kenara bırakmamız için ısınma turları atıyoruz sonuçta. Seriyi anlamak istiyorsak onun mantığına riayet etmeliyiz. Kanatlara gelelim şimdi. Bence seri hakkındaki en büyük ipucu kanatlarda yatıyor. Beyaz değil kanatlar, is rengi. Yani yanmış gitmiş bir şeylerin kalıntıları gibi duruyorlar. Fakat kanatlar bir yerde yakılıp da sonradan kondurulmuyor bu çocukların omurgalarına. Kozadan çıkan çocuk bir süre sonra bu kanatları kanlı ve acı içindeki bir ritüelle "doğuruyor". Kanlı ve çok pişmiş melek kanatlarını taktıktan sonra da uçmuyor. Kanatların ne işe yaradıkları konusunda bir bilgimiz yok. Uçurmayacaksa neden bu kadar acı? Önceki günahların bir kefareti olabilir, bu yüzden bembeyaz olmayabilirler. Peki ama bunların hepsi birer çocuk. Günah işlemeye ne zaman fırsatları olmuş olabilir ki? Onu da geçiyorum, bu kadar acı çekmelerini sağlayan nasıl bir günah işlemiş olabilirler? Serideki yol ayrımına geldik böylece. Bu kanatları kefaret olarak düşünürsek, o zaman dini içerikleri de seriye katmış oluyoruz. Din ise hangi din? Ortada bir günah olmadığına, kanatların bu yeni dünyanın gündelik dengeleme kurallarından biri olduğuna da inanabiliriz. Bu sayede de ruhani algılamadan çıkıp bilimsel algılamaya geçebiliriz. Seçim izleyicinin tamamen. Yukarıdaki "Nereden nereye nasıl gelme?" soru kümesini bu iki yoldan da gidip cevaplandırabiliriz. Bunları bir günah olarak algılarsak Haibaneler ile birlikte kendimize de aynı soruları yöneltmeliyiz. Alacağımız cevapların muğlaklığı belki de ikinci yolu seçmemizi sağlayacaktır. Ya da tam tersi.

    Şimdi, şunu biliyoruz ki anime dünyasında Lain adı geçince akan sular duruyor. Herkes bir adım geriye çekiliyor, size imtina ederek yaklaşıyor. İzleyenler hemen bir yandaş bulduklarını düşünerek seriyi konuşmaya başlıyor, izlemeyenler ama adını duyanlar -duymayan yok- size imrenerek bakıyorlar. Haibane'nin yaratıcısı da aynı kişi: Yoshitoshi ABe. Kendisine seri hakkında o kadar çok soru sorulmasına rağmen hep politik cevaplar vermeyi seçen ABe, serinin herhangi bir dinle ilgili olmadığını ancak, dini bir seri olduğunu söylemekten de geri kalmıyor. Kafalara monte edilen haleler ile Hıristiyanlık'taki, meleklerin tasvir edilme biçimi arasındaki benzerlikleri de sadece estetik gözükmesi için yaptığını söylüyor. ABe'nin seriyi yaparken etkilendiğini söylediği Sekai no owari to Hadoboirudo Wandarando / İyi Kaynamış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu isimli kitabın ise Gündüz Vassaf'ın Cennetin Dibi ve Cehenneme Övgü isimli eserleriyle -bana göre- olan tesadüfi flörtü de hoş bir sürpriz oluveriyor.

    Ruhani oyuncularla kadrolaşmış gibi görünen oyun sahasının sürekli fantastik ve filozofik jokerler çıkardığına tanık oluyoruz. Bu ikilemi iki veya çok sayıda farklı sona çıkabilen bir fırsat gibi görmek de seyircinin kıvraklığına paslanıyor. Belki, kendisinin bile cevabını bilmediği soruları soran ve bunları yanıtlamayı yersiz bulan Haibane Renmei, ne kadar istiyorsanız o kadarını alabileceğiniz bir yapım. Ne kadarını istiyorsanız o kadarını veren değil.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi