• Gungrave - 9





    Dispute


    Sid'in cenaze töreninde mafya babalarından biri için herkes "iyi bilirdik" derken, Bear Walken Brandon'a rahat takılmasını, biraz izin yapmasını söyler. Brandon ise rahatlık nedir bilmediğinden bu teklifi reddeder. Hayatı Millennion olmuştur çünkü bir kere.

    Cezaevinden çıkan Blanka tipli bir herifin 327 leşi olduğunu ve 8 senedir içeride yattığını öğreniriz. Dönüş yolunda bizim Blanka'nın arabasını bekleyen adamın Cannon Vulcan olduğunu ve Blood War diye hitap ettiği bu çam yarmasıyla uzun süredir dost olduklarını anlarız. Vulcan, Lightning'in adamıdır ve ayağının tozuyla Blood War'dan yardım ister.

    Gittikleri laboratuvarda Vulcan'ın ufak bir gösterisi olur. Geberik bir köpeği radyasyonumsu bir ışık vererek hayata döndürecek teknolojiyi bulmuştur. Yalnız köpekte ufak birkaç kemik daha çıkar. Bunu gören Blood War İbrahim Tatlıses misali alkışlarla zevke gelir.

    Lightning'e katılacaklarını söyleyen Blood War'a bir elemanı itiraz eder. Blood War da tabancasını çıkartıp onu vurunca geri kalanlar "Tamam, şimdi oldu. Artık katılabiliriz" diyerek neşelenirler.

    Millennion'dan çıkıp Lightning'e katılan Blood War, mafya arasında sürtüşmeye neden olur. Bear Walken duruma el atarak Brandon ve Harry'i bu işe verir. Big Daddy Asagi de Blood'un patronun az buçuk fırça kayar.

    Harry gider ve Vulcan ile Blood'a martini ısmarlar. Hele ki Blood War bu martinileri nicedir özlemiştir. Bir dikişte martinisini dipleyen Blood içkinin de etkisiyle saçmalar ve silahına davranır ama Brandon soteye yatmış ve çoktan gardını almış bulunmaktadır. Blood War kıçının üstüne oturur. Harry lafı uzatmaz ve esenlikler dileyip ikisinin yanından ayrılır.

    Tayfayı toplayan Blood onlara "kim lan kralınız" diye sorar ve gelen "Sensin!" cevabıyla aşka gelip hepsini vurur. Böyle de manyaktır işte bizim Blood War. Vulcan ise önceki bölümlerden tanıdığımız birine vaziyeti açıklarken köprünün altından akacak sulara vakıf oluruz.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi