• Full Metal Panic - 2





    I Want to Protect You

    Sousuke’nin komutanı ile genç bir hatun denizaltının içinde konuşmaktadırlar ve komutan hatuna kaptan diye hitap etmektedir. Kaptan, Sousuke’nin bu görevine adapte olup olamayacağından kaygı duymaktadır. Komutanımız ise hallederiz havasındadır.

    Sousuke saflığının verdiği reflekslerle, koruma kavramının bokunu çıkartmakta ve her şüpheli duruma gözü kara bir şekilde dalmaktadır. Kaname, arkadaşlarının aksine bu durumdan hiç hoşnut değildir.

    İki KGB elemanı ve gizemli bir şahıs çene çalmaktadırlar. Bu sohbet sırasında Sousuke’nin bağlı olduğu birliğin Mithril adında gizli bir askeri birlik olduğu kulaklarımıza çalınır. KGB elemanlarından birinin kibrine dayanamayan gizemli şahıs elemanı mermi manyağı yapar. Daha sonra diğer elemanla konuşmaya devam eden gizemli şahıs yeni denek olarak Kaname’nin dosyasını verir. Kaname öngörüldüğü gibi gerçek bir tehdit altındadır artık.

    Saf Anadolu çocuğumuz Kaname’yi bir kamyonun altından kurtardıktan sonra koruma kavramının altını oymaya fark etmeden devam etmektedir. Kaname artık onun sapık bir kişiliğe sahip olduğunu düşünmektedir. Sousuke gene yapacağını yapar ve istemsiz (salakça) bir şekilde bu düşüncenin ne kadar yanlış olduğunu Kaname’ye gösterir.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi