• Full Metal Panic - 3





    Lingerie Panic

    Mithril ( Sousuke’nin bağlı bulunduğu birlik ) deniz altında köpek balığı misali dolanırken Sovyetler Birliği’nde bulunan bir laboratuara saldırı planlamaktadır. Güzel kaptanımız saldırı emrini bir şarta bağlamıştır. Saldırı tatil günü gecesinde başlatılarak sivil kayıpların en aza indirilmesini istemiştir. Böylelikle kaptanımızın çok düşünceli ve insancıl yönünü anlamış bulunuyoruz!

    Yapılacak gezi öncesinde sınıfta görev paylaşımı yapılmıştır. Aldığı o kadar askeri eğitimi başarıyla geçip çavuş olmuş olan Souseke’nin, iş çöpleri toplama ve ayıklama görevine gelince yelkenleri suya indirdiğini görmekteyiz. Armutluk yönü bu sefer ağır basmıştır.

    Gece gözetleme görevinde bulunan kahramanlarımız Kaname’nin dairesine maskeli birinin girmeye çalıştığını fark ederler. Hemen tertip düzen kurulur ve Souseke rambo misali herifi tepeler. Maskeli kişi kendisine yapılan şantaj karşılığında Kaname’nin iç çamaşırını yürütmekle görevlendirilmiş ezik bir öğrenci kardeşimiz çıkmıştır. Souske öğrenci kardeşimizle laklak yapıp tam derin muhabbetlere girmişken duştan çıkan Kaname iç çamaşır ihtiyacını gidermek için balkon kapısını açar ve kızılca kıyamet kopar.

    Sınıf en sonunda gezi için uçağa binmiştir. Kaname önceki geceden dolayı Souske’ye bozuk çalmaktadır. Ama uçakta yalnız değildirler. KGB elemanını mermi manyağı yapan gizemli kişide uçakta kendini gösterir.


    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi