• Full Metal Panic - 4




    Kidnap

    Uçak havalandıktan bir süre sonra yavaş yavaş yolcular işkillenmeye başlamıştırlar. Bir şeyler ters gitmektedir. Okyanusla çevrili Okinawa yerine, uçak dağların üzerinde yol almaktadır.

    Düşman harekete geçmiştir. Sousuke’nin elinden fazla bir şey gelmez ve bekle-gör taktiğini izlemektedir.

    Amaçları Kaname’yi ele geçirmek olan hava korsanları uçağı askeri bir hava alanına indirmeyi başarırlar. Sousuke, tüm bunlardan sorumlu olan gizemli şahsı tanımaktadır. İlk fırsatta, çöp ayıklamayı beceremeyen kahramanımız çevresi robotlarla ve askerlerle kuşatılmış olan uçaktan kaçmayı başarır ve birliğini durumdan haberdar eder.

    Uçakta bomba olduğunu öğrenen kaptan, “ ulan siz misiniz bana meydan okuyan?” tavırlarıyla operasyon emri vermiştir. Birlik tüm gücüyle kurtarma operasyonu yapacaktır. Geriye dönüş yoktur ve dönenin kaşığı kırılsın edebiyatı sezinlenmektedir.

    Düşmanın başındaki kişinin Gauln (gizemli şahsımız) olduğunu öğrenen Sousuke’nin komutanının yüz ifadesinden çok boktan bir durumda olduklarını anlamamak olanaksızdır. Gauln tam anlamıyla bir kasaptır. Onun kasap olduğunu uçağı kaçırırken bir pilotun beynini dağıtıp, diğerini de elinden zorla aldıklarında zaten anlamıştık.

    Komutanı önceliğin Kaname’nin değil de uçaktaki yolcuların kurtarılması söylemine rağmen Sousuke bir ikilem içinde kalmıştır. Bu ikilemden duyguları mı yoksa mantığı mı galip çıkacaktır?

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi