• Gungrave - 5





    Millennion

    Millennion isimli mafyanın ne kadar köklü bir kuruluş olduğunu 2 dakikalık sürede Brandon bize anlatır. Bankalar, petrol şirketleri, hükümet bağlantıları vs.

    Mafyaya girer girmez ilk görevini alan Brandon, bahis şirketine borcunu vermeyen bir adamı yakalamaya gönderilir. Adam arka taraftan kaçmayı başarsa da Brandon onu yakalar ve ağzını burnunu dağıtır. Konuşma kısmı hariç mafyaya çabuk uyum sağlamaktadır.

    Dört ay kadar bu işi yaptıktan sonra bir gün topladıkları parayı vermeye geldikleri büyükbaşlardan birinin odasında Harry'i görür. Eski dostlar iki tek atmak için bir bara giderler. Mafya içinde nasıl daha yüksek kıdemlere geleceklerini tartışırlar. Harry bunun yolunun Big Daddy'nin ailesine girmekten geçtiğini söyler. Böylece yeni hedef de bellenmiş olur.

    Brandon, amiri ve dallama olan diğer bahisçi hep birlikte çalınan malları geri almak için iki hırsızı basarlar. Brandon'un amiri malları geri almalarına rağmen hırsızları gebertir ve Brandon'a "mafya bu işte, ne sanmıştın" gözdağı verir.

    Yatmaya gelen Brandon karşısında Harry'i bulur. Harry baklayı çıkartır ve bugünkü işi kendisinin onlara sağladığını söyler. Brandon mafya içinde yükselsin diye birkaç adamı gebertmesi gerekmektedir. Brandon bunu duyunca şaşırır ama fazla da belli etmez. Harry bir de Maria pası atar eski dostuna. Maria artık Big Daddy ile kaldığı için yaklaşılmaz olmuştur. Brandon'a "akıllı ol yoksa aklını alırlar" ayarını da vermekten geri kalmaz.

    Brandon ise hiç takmaz ve Maria'nın karşısına dikilir.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi