• Guilty Crown


     

    Guilty Crown, gösterime gireceği duyurulduğunda bile heyecanla karşılanmış bir seriydi. Popüler bir çizer olan Redjuice tarafından gerçekleştirilen karakter tasarımlarıyla, Vocaloid müzikleriyle, Code Geass ve Death Note'ta çalışmış yazarlarıyla, Production I.G. gibi baba bir stüdyonun prodüksiyonu üstlenmesiyle izleyiciler arasında sağlam bir beklenti oluşturmuştu.

     
     

    Fakat Guilty Crown prodüksiyon departmanında gayet başarılı bir anime olmasına rağmen maalesef senaryo departmanında son derece sığ ve amatör bir anime gibi görünmektense kurtulamadı. Çok kapsamlı bir animeden kesilmiş gibi duran birbirinden kopuk sahneleriyle devasa bir fragman olmaktan, yer yer ise bir müzik klibine dönüşmekten hiç gocunmadı. Hem bölümler içinde hem de seri boyunca izleyiciyle paylaşılan olay örgüsündeki muazzam boşluklar dert edilmediği gibi herhangi bir doğrusallıktan da söz etmek yer yer imkansızlaştı. Karakterlerin yaşadıklari değişimler bazen ışık hızında bazense haftalar sürerken asla bir orta düzlem sağlanamadı.

    Metinlerdeki klişe söylemler, başkarakterin ismini her bölümde ortalama 15 kez dile getirmeler ve seyircinin sadece gelecek haftayı beklemesini sağlamak adına kondurulmuş "en heyecanlı yerinde bitmeler" ile Guilty Crown hikayesini anlatırken vasat bir seri olmaktan öteye geçemedi. Gerçekten göz alıcı animasyonuyla ve kısmen zamansız olmasına rağmen genelinde başarıyla yerleştirilmiş müzikleriyle cilaladığı prodüksiyonunu herhangi bir anlatının en önemli unsuru olan konu anlatımıyla her hafta baltalamayı becerdi. Başkarakterleri de dahil olmak üzere hiçbir karakterine hak ettiği gelişimi sağlamayan, senaryodaki her türlü ilerlemeyi oldu bittiye getiren Guilty Crown yayınlandığı noitaminA kuşağının yazılı olmayan kurallarına karşı gelmeye çalıştı.

     

    Serinin ilk yarısı olan 11 bölümlük sürecin neredeyse tamamında başkarakteri Shu'nun gitgelleriyle afaganlar bastıran GC, ikinci yarıya geçtiğindeyse bu ezberin 180 derece tersine döndü ve yine mantıksızlıklarla dolu bir sürecin peşinden gitmeyi tercih etti. Öldü sanılan karakterlerin dirilmeleri, karakter gelişimi için yalnızca flashbacklere bel bağlanması, en can alıcı temaların manasız aksiyon sahneleriyle gümbürtüye gitmeleri bu serinin kendine taktığı çelmenin tezahürleriydi.

    Sonuç olarak izlemesi ciddi anlamda acı veren fakat bakması bir nebzeye kadar keyif veren bir animeydi Guilty Crown. Hiçbir derinliğe müsamaha göstermeyen senaryosu yüzünden suyun üstünde seken göz alıcı bir taş gibiydi. Birkaç defa sekti ve sonra doğrudan dibe batmaya başladı.

    4 Görüş:

    1. Seri hakkında tüm yazdıklarını okuduktan sonra diyebilirim ki Code Geass izlememişsin belli... Çünkü GC, Code Geass'in kötü bir kopyasından öte bir şey değil.

      Yazılarında Guilty Crown'ı biraz fazla kötülemişsin, (ki bence de gerçekten kötü bir seri) sanırım bu da sevenlerini biraz kızdırmış. :) Bu kadar kızma sebebin noitamina kuşağına olduğundan fazla önem vermen olsa gerek. Bana öyle geldi ya da... Sonuçta hepi topu bir yayın kuşağı. Şurada mazisi ne kadar ki?.. Bundan sonrasında da biraz erotizm içeren, biraz fanlara çalışan, bir sebepten gündüz kuşağında yer alması istenmeyen her shounene yer verebilir. Yeter ki kanala getirisi olsun.

      Dediğim gibi Guilty Crown baştan sona diyalogları olsun, karakterleri olsun, senaryosu olsun, önü sonu her şeyiyle bir Code Geass çakması... Code Geass de fanlara çalışır, erotizmle ara ara süslemeler yapar, kısacası ergen kesime de bolca çalışırdı; ama senaryosuyla olsun, işlenişi olsun, sürprizleri olsun... herkesi doyurmasını bilirdi.

      Lafın özü Guilty Crown, Code Geass'in (bana göre) kötü yanlarını alıp iyi yanlarından beslenmeyi unutmuş çerezlik bir seri. Ötesi değil... Bu kadar yermeseymişsin keşke :)

      YanıtlaSil
    2. Bu arada eklemeyi unutmuşum art arda yorum/mesaj yağdırır gibi olacak ama kusura bakma...

      noitaminA demişken, sitesinden şöyle bir adrese ulaşmak mümkün.
      http://psycho-pass.com/

      Aksiyon severlere Ekim'de yeni, sağlam bir seri mi geliyor ne? :)

      YanıtlaSil
    3. Yerme... daha doğrusu o kadar çok yerme nedenim tabii ki noitaminA kuşağında olmasıydı. Muhtemelen başka bir yayın saatine çöreklenmiş olsaydı yine ne kadar kötü olduğundan sayfalarca bahsederdim ama bu kez herhangi bir hayal kırıklığı yaşamadığım için tek suçladığım GC'nin kendisi olurdu. Canı cananım noitaminA benim gözümde kutsal kalmaya devam ederdi. Komik gelecek belki ama GC sayesinde noitaminA'nın kirlendiğini hissediyorum :D

      noitaminA'nın yalnızca yetişkinlere (en azından zihnen) hitap eden bir yayın kuşağı olmasına, belli disiplinleri benimsemesine (2.75 ay = 11 bölüm gibi absürt bir periyot) ve her sene kabul ettikleri işlere bakınca ben senin gibi düşünmüyorum. Kendine ait bir duruş sergileyen ve seçtiği yapımların da aynı duruşa sahip oldukları bir anlayış görüyorum. Özetle, güttükleri son şeyin kâr amacı olduğunu düşünüyorum.

      Geass konusunda ise evet, haklısın. Henüz izlemediğim bir seri. Fakat GC'nin ne kadar kötü olduğunu tartmak için Geass'ı izlemiş olmam da gerekmiyor işin aslı. Belki GC'den önce izlemiş olsaydım ve bir şekilde beğenseydim GC'yi kötüleme dozum "fazla"dan da fazla olabilirdi :)

      Psycho Pass'tan cacık çıkmaz gibime geliyor ama aynı dönemdeki asıl bomba, Steins;Gate yapımcılarından Robotics;Notes'un gelmesi. S;G'deki yönetim ekibi çalışsa yeter.

      YanıtlaSil
    4. İronilerim çok üstü kapalı olmuş sanırım. Haklısın, yukarıdaki yorumlarımda göze batan çoğu yer ironiydi diyeyim o zaman. :)

      Neyse, her iki seri de noitamina kuşağında yer alacak ve güzel figürler sattıracak yapımlar bence. Ötesi yok gibi sanki. Yani yayınladıkları kısa videolardan bunu çıkarttım. Üstteki yorumumda verdiğim örneğe şu alttaki videoyu da ekleyim mesela:
      http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=PBoC2CDyy44

      Anidb'ye bakıldığında seri (robotics notes) seinen görünüyor. (Ama anidb işte. Ne kadar itimat edilebilir ki?) Videodan anlayabildiğimse izleyicilerine güzel robot figürleri, kedi kulaklı kız fügürleri sattıracak olan bir shounen oluşu... Japonya çevresinde satılacak oyunları da cabası.

      Demek istediğim de bu zaten. Noitamina evet güzel bir yayın kuşağı. Ama sırf bu sebepten beklentileri yükseltip her yapımın başına yüksek beklentiyle oturman hata olur. Her şey yine yönetmen, senaristler ve en önemlisi onlardan desteğini ne mertebeye kadar eksiltmeyecek yapımcılara bağlı... Taviz vermeyecek seviyeye varmış yönetmen ve senaristleri konudışı tutarsak, "zarardayız başlarım yayın kuşağına, bana seride yan sektörleri besleyecek karakter lazım, diyalog lazım. Hemen sok!" dendikten sonra... Sonuçta yayın kuşağının giderek kaydığı nokta da malum, bu muhabbetleri desteklercesine... Daha önce kirlettiler, ileride daha fazla kirletmeye devam edecekler. Zamanı geldiğinde disiplin falan da dinlemiyor 2*11 bölümlük zaman dilimini GC gibi bir seriye veriveriyorlar. Vahşi kapitalizm işte n'aparsın... :) Son yıllarda anime sektörü eskiye nazaran daha fazla kazandırıyor sanki. Ve daha fazla kazandırdıkça serilerin gidişatında yan sektörlere yapılan destek daha da artıyor, senaryo vs. daha da bayağılaşıyor gibi... Yani benim görüşüm bu yönde. Üzücü bir durum ama gerçek.

      Konuyu seri yorumlarından uzaklaştırıp farklı noktalara çektim sanırım. (Bu sebeple bu, bu konudaki son yorumum olsun) Kusura bakma. Ama işte insan istiyor ki yeni Satoshi Konlar çıksın yayın kuşaklarına bel bağlamadan her çektiği yapıma tereddütsüz dalalım, ya da Abe sürekli üretsin karanlık atmosferinden hiç çıkmayalım falan feşmekan... :)



      Bir de not olsun: "Bunca yorumda noitamina geçiyor nedir ki bu" diyen yeni ilgilenmeye başlayanları konu dışında bırakmamak için işte bu kuşakla ilişkili seriler:
      http://www.animenewsnetwork.com/encyclopedia/company.php?id=5732

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi