• Fate/Zero - Kimi to Boku - Kyoukai Senjou no Horizon - Maji de Watashi ni Koi Shinasai! - Tamayura: Hitotose



     

    Yeni sezonda başlayan animelerin ilk bölümlerini izledikten sonra hangilerini takip edeceğime dair izlenimlerimin yer aldığı yazıda hayranlarının merakla beklediği Fate/Zero, bir tuhaf gençlik komedisi Kimi to Boku, çorba olmak üzere karambole gelmiş Kyoukai Senjou no Horizon, aşırı hiperaktif Maji de Watashi ni Koi Shinasai! ve gözlere masaj yapan Tamayura: Hitotose serilerine yer veriyorum.

     
     
    Fate/Zero

    Hmm, fandom'u kızdırmadan nasıl ifade edebilirim....... Bana göre değil, desem sanırım birkaç yıl daha yaşayabilirim. Aksi takdirde 2 bölümlük açılışın ne kadar sıkıcı ve diyalog festivali olduğunu söyleyeceğim. Ayan beyan ortada olan ve benim gibi takipçisi olmayan birinin bile anlayabileceği "fırtına öncesi sessizlik" kozunu oynayacaklar bu açılış için ama Night'ın 2-3 bölümüne vakti zamanında göz gezdirmiş biri olarak; hadi onu da geçtim, her karakterin çağırdığı kahramanlardan yalnızca sarışın hatunun konuşmasını baz alarak bu seri boyunca geçecek savaşı kimin kazanacağını daha şimdiden tahmin etsem çok mu ayıp olur? Üstelik bu tahminin doğru çıkıp çıkmayacağını da hiç umursamadığımı, oyunlarıyla da ilgilenmediğimi, herhangi bir anime izlerken anlatılan konunun gündelik hayatta bana ne katacağını önemsediğimi, dolayısıyla bu animeyi izlersem onun bana değil, benim ona bir şeyler katacağımı söylesem galiba fandom küplere biner. En iyisi susmak ve hemen sıvışmak.

     
     
    Kimi to Boku

    Efemine Shun, sınıf başkanı Kaname ve yakışıklı ikizler Yuuta ile Yuuki küçüklükten beri birbirlerini tanımaktadırlar. İlk bölümle birlikte bu tanışıklığın köklerine inmeye çalışan seri her ne kadar "K-On'un erkekçesi" gibi görünse de yerinde sayan temposuyla bu benzerlikten kolaylıkla sıyrılıyor. Açıkçası ağır tempo ve durağan espriler benim hoşuma gitti. Karakterlerden Kaname'nin gruba liderlik etmeye çalışması, ikizlerin her fırsatta onunla dalga geçmeleri ve Shun'un saflık ile aptallık arasındaki zekası belli karakter profillerini tamamlıyor. Bu gruba ilerleyen bölümlerde yarı Japon olan Chizuru'nun da katılacak olmasıyla herhalde bilindik bir kanka hikayesi izleyeceğiz. Projenin arkasında J.C. Staff'ın olduğu düşünülünce 0-1 ile sezona başlayan Kimi to Boku'nun şimdilik oldukça iyi bir iş ortaya çıkardığını söyleyebilirim. Az espriyle öz güldüren, ağır ama keyifli bir seri havası veriyor.

     
     
    Kyoukai Senjou no Horizon
    [Horizon in the Middle of Nowhere]

    Uzak bir gelecekte, insanlar tahrip olmuş Dünya'yı terk etmiş ve daha nicelikli bir dünya olan Tenjo'ya yerleşmişlerdir. Lakin Tenjo ve nedensellik ilkesi bir savaş sırasında çöker ve insanlar da Shinshu bölgesi hariç yaşanamaz bir gezegene dönüşen Dünya'ya geri dönerler. Shinshu herkesin sığacağı kadar büyük olmadığı için insanlar bu bölgeyi klonlar ve paralel dünyada "Juso Sekai"yi yaratırlar. Tenjo ve nedensellik ilkesini yeniden inşa edebilmek için insanlar M.Ö. 10000 yılından itibaren tarihi yeniden türetmeye başlarlar. Bu süreç devam ederken M.S. 1413 yılında Shinshu'da bir savaş patlak verir ve Juso Sekai bizim bildiğimiz dünyanın içine çöker.

    Şimdi bu konuyu okuyunca bir bilim kurgu harikası izleyebilme ihtimaliyle insanın iştahı kabarıyor lakin Sunrise geliyor ve adeta orta yerinden hikayenin içine daha ilk bölümden ediveriyor. Böylesi bir hikaye varken neredeyse 50'ye yakın karakterle baş ağrısı veren ilk bölüm o kadar aksiyona rağmen öylesine sıkıcı ki bir ümitle beklediğim seriyi değil bloglamak, takip bile etmeyeceğimi garantiliyor. Bilgisayar oyunlarına benzeyen anime arayanlar için iyi bir seri olabilir gerçi.

     
     
    Maji de Watashi ni Koi Shinasai
    [Majikoi ~ Oh! Samurai Girls!]

    Tanıtım metninde yer alan "Yetişkinlere yönelik romantik simülasyon oyunundan uyarlanan komedide Yamato Nanoe isimli bir oğlan etrafını saran savaşçı kızlarla dolu bir okuldadır." ifadesinin içini boşaltan bir açılışla seri başlıyor. OP'ye yer vermeyen ED'yi ise senaryoya dahil eden ilk bölüm aralıksız bir aksiyon sunuyor. Açılış bölümünden ziyade daha çok bir kapanışı andıran bölümün seriye dair bana anlattığı tek şey Kawakami isimli akademideki mücadelelerin dövüş sanatları ve savaş stratejileri üstüne kurulu olduğu. Bölümün başından sonuna kadar süren bu aralıksız aksiyondan ve temeli pek kaygan görünen stratejilerden oldukça sıkıldığımı söyleyebilirim. Bölümün her saniyesine tam bir karambol hakim. Kimin kimi neden ve nasıl yendiğini anlamadım, bir noktadan sonra anlamam gerekmediğini anladığım için de dikkatli takip etmedim. 12 bölümlük serinin ilk haftası saf aksiyon arayanlar için bir müjde olabilir ama ben büyük ihtimalle bu karambolü takip etmeyeceğim.

     
     
    Tamayura: Hitotose

    Liseye başlayacağı için Takehara/Hiroshima’ya taşınan Fu Sawatari etrafında şekillenen hikayede, babası vefat eden Fu 5 yıl aradan sonra ilk kez Takehara’ya dönmüştür. Fotoğraf çekmekten hoşlanan Fu ne zaman babasının Rollei 35S kamerasını eline alsa derin düşüncelere dalıp gitmektedir. Utangaç Fu’ya yeni arkadaşlar edinmesi için çocukluk arkadaşı Kaoru Hanawa destek vermektedir.

    İlk bölüm şimdiye kadarki sonbahar sezonunda ufak bir sürpriz gibi, çok büyük değil belki ama yine de hiç yoktan iyidir. Karakterler şirin, tatlı, sevilesi. Croisee'nin de senaristliğini yapmış Satou Jun'ichi bu kez serinin tamamını ele geçirmiş. Hem eser sahibi, hem yönetmen, hem de senarist koltuğunda. Sade tonların hakim olduğu müzikleriyle insanı dinlendiren bir yapıya sahip olan Tamayura naif, sakin ve dingin bir anime. Fotoğraf sanatını kullanıp bir parça da sembolizm yapabilirse kötü başlayan sezonda adından söz ettirebilir. Yazıp yazmama konusunda kararsızım.

    1 Görüş:

    1. Spoiler bombası olduğu için üstteki yorumu kaldırdım. Spoiler vereceksek bile en azından öncesinde bir uyarı koyalım.

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi