• Danganronpa: The Animation



    Günün birinde, 15 farklı öğrenci özel bir okulda gözlerini açar. Buraya nasıl geldiklerini ve neden burada olduklarını bilmeyen gençler Monokuma isimli oyuncak bir ayının talimatlarını dinlemek zorunda kalırlar. Monokuma, bu gençlere mezuniyet için gerekli tek bir şart bulunduğunu söyler: Öğrencilerden birini öldürmek ve yakalanmamak. Yakalanan kişi ise kurbanla aynı kaderi paylaşacaklardır.



    Sonuna 'The Animation' takısı almış oyun uyarlamalarının (Persona 4Devil Survivor 2 vb.) son örneği olan Danganronpa tipik bir "Katil Kim?" disiplini. Her bölümde birbirlerini öldüren gençlerin, içlerindeki katili bulma arayışları serinin 13 bölümlük süresi boyunca interaktif bir yapı oluşturarak seyirciyi de öğrencilerden birine dönüştürmeye gayret ediyor. Bir cinayetin ardından yürütülen mahkeme sürecinde seyirci de ipuçlarından faydalanarak gerçeği aydınlatmaya çalışıyor.

    Kilitli oda cinayeti, cesedin taşınması, ölüm zamanının saptırılması gibi klasikleşmiş hafiyelik edebiyatı özelliklerinden beslenen seri, cinayetleri ve mahkeme etaplarını farklı bölümlere ayırarak seyirciye de düşünmek için 1 haftalık zaman sunmuş oluyor; dolayısıyla Danganronpa'nın pek de maratona müsait bir anime olmadığını söylemek zor değil.

    Öte yandan, Danganronpa'nın her ne kadar interaktif bir yapı kurmuş olsa da seyirciye yardımcı olduğunu iddia etmek de güç. İpuçlarını duruşma sürecinde birleştiren karakterler çok hızlı bir şekilde yeni gerçeklere ulaşırken seyircinin bu tempoya ayak uydurması neredeyse imkansız. Tüm ipuçları tek seferde paylaşılmayıp duruşma sırasında tek tek açıklandıkları için -doğal olarak- bir söz hakkı bulunmayan seyirci tamamen edilgen bir konuma düşüyor.



    Tüm bu cinayet bulmacalarının yanında Danganronpa'yı diğer oyun uyarlamalarından farklı kılan özellik ise yarattığı -görünürde- fantastik atmosferin aslında son derece gerçekçi olması. Abartılı saçlara sahip olmak dışında karakterleri öne çıkaran tek özellikleri yüksek zekaları. Katili bulmaya çalışırken (ya da cinayeti işlerken) ortaya koydukları zekaları zaten kalabalık olan kadrodaki bu karakterleri ayrı birer kahramana dönüştürüyor.

    Ayrıca, Danganronpa bu gerçekçi üslubu yalnızca cinayetlerin aydınlatılmasında kullanmayarak kendine yeni bir pencere daha açıyor. Okula kısılıp kalmış ve dışarıda nelerin yaşandığından bihaber olan bu karakterler üzerinden umut-umutsuzluk kavramlarına yönelen seri, kendi çehresine uyguladığı post-apokaliptik ve fantastik sayılabilecek makyajın altında aslında ne kadar çağdaş bir eleştiri yattığını finaliyle birlikte kanıtlamış oluyor.

    Persona 4 ve Devil Survivor 2'yi de yönetmiş Kishi Seiji'nin farklı animasyon (infaz sekanslarındaki stop-motionvari CGI) ve çerçevelendirme tekniklerine (cinayetlerin canlandırılmasında kullanılan çizgi roman görünümü) yer verdiği Danganronpa yönetmenin kariyeri için de sanki bir çekirgeyi andırıyor. İki kez elinden kaçırdığı uyarlama başarısını nihayet yakalayan Seiji sayesinde Danganronpa hem oyunculara hem de izleyicilere hitap eden bir seri olarak sonlanıyor.

    2 Görüş:

    1. Siz danganronpa'nın 2 sezonu izlediğiniz mi ? Ben izleyemedim sitelerde yoktu 2 sezon . 1. ve 3. sezon vardı .2 sezon yoktu.

      YanıtlaSil
    2. Hayır, izlemedim zira henüz çekilmedi :) http://anidb.net/perl-bin/animedb.pl?show=rel&aid=9555 adresinden şimdiye kadar yayınlanmış ve yayınlanacağı duyurulmuş Danganronpa yapımlarına ulaşabilirsiniz.

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi