• Shingeki no Kyojin - 04




    "Anladık yahu! Eren annesinin intikamını almak isteyen ateşli bir ergen. Etrafındaki insanlardan öğrendiklerini hemen başkalarına satmaya meraklı bir yeni yetme. İki lafından birisinde Titanları öldürmekten bahsedecek, eline her fırsat geçtiğinde diklenecek birilerini bulmaya çalışacak. Duvarları aşacak, enginlere sığmayıp taşacak. İki dostu, Mikasa ve Armin olmasa tek başına kurda kuşa yem olacak" ...diyordum ki serinin başkarakterlerinden biri geldi!

    Geçen hafta, savaş veya dişe dokunur herhangi bir aksiyon olmadığında serinin ne kadar sıradanlaştığından yakınıp titanların mutlaka geri gelmeleri gerektiğinden bahsetmiştim. Eksik olmasın, Colossal Titan koptu geldi. Gelecek hafta için hiçbir sıkıntı kalmadı.

    Muhtemelen bundan sonra seriyi taşıyacak çekirdek kadronun eğitim süreci devam ederken bir yandan bu karakterlerin minyatür gelişimleri yapıldı, bir yandan da asker olmanın içerdiği anlama hafiften dem vuruldu. Açıkçası Shingeki no Kyojin'in militarist söylemlerine karnım tok. Kendinden çok daha güçlü, hatta aşık atamayacağın kadar güçlü bir düşmana karşı savaşırken asker olarak tanımlanmak gereksiz. Zafer kazanmaya, cepheden galip ayrılmaya değil, hayatta kalmaya çalışıyorsun.

    Aslında asker tanımlamasını bir noktaya kadar anlayabiliyorum zira popülasyonun tamamı savaşta değil. Mangaka Isayama Hajime'yi mimari konusunda gerçekten takdir etmek lazım. Şehri çevreleyen duvarlar aynı zamanda insanlar arasında da katmanlar yaratıyor. Kraliyet ailesi, kolluk kuvvetler arka saflarda yer alırken çiftçisi, hayvancısı vs. orta saflarda, askerler ise ön saflarda yer alıyor. Fakat yine de bu katmanların hepsi bahsettiğim güç dengesizliği yüzünden birer cephe gibi yansıtılıp aslında herkesin hayatta kalma savaşı verdiğini simgeliyor.

    İlk bölümdeki saldırıda bir şüphe uyandırmıştı ama bu haftanın finalinde titanların (ya da en azından Colossal'ın) nereden geldiklerine dair bir ipucu verildi gibi. Duvarın dibinde aniden bitiveren titan ufak bir yıldırımla peydah oldu ve Shingeki no Kyojin de mitolojiden beslendiğini açık açık belli etti. Tabii bu da başka bir soruyu beraberinde getiriyor: Madem titanlar gökyüzünden (veya yıldızlardan) iniyorlar, Eren ve arkadaşları onların soyunu nasıl kurutacaklar?

    3 Görüş:

    1. yıldızlardan indiklerini sanmıyorum bana daha çok etkileyiciliği artırmak için bir efekt vermişler gibi geldi. bence sonuçta gene insanlar çıkacak bunun altından, nasıl ve niye olduğunu bilmiyorum ama umuyorum ki altını iyi doldururlar (3. blm bana da bir "acaba?" dedirtti açıkçası)

      YanıtlaSil
    2. Her adımında toprağı sallayan bir titanın (ilk bölümde gördük) aniden duvarın önünde bitmesi ve bunu daha önceden kimsenin algılayamaması ile yıldırım birleşince en azından dev titanın yeryüzünde yaşamadığını veya bir anda duvarın önüne ışınlandığını düşünüyorum.

      YanıtlaSil
    3. insanların titana dönüşmesi yıldırım aracılığıyla gökten titan yağmasından daha akla yakın geldi bana (hem de daha empati kurulabilir cinsten bir senaryo trick i olurdu).aniden duvarın önünde bitiveriyor ama insanların aniden titana dönüşme yeteneklerinin olması gibi bir ihtimal de olabilir (sonuçta duvarın dışında ne olup bitiyo bilmiyoruz). ama tabi mitolojiden beslenmesi de imkansız değil; sadece bana böyle bir sette geçen bir anime için "insan", "titan" kavramları ve bunların farkları daha öne çıkarılan şeyler gibi geldi...

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi