• Shinsekai Yori - İnceleme



    Bilim ve iman, insan algısında birbirini eşit güçle iten iki kavramdır. Biri somutu, nesneli, maddiyatı temsil ederken; diğeri soyuta, öznele, maneviyata karşılık gelen bu iki kavram hemen hemen aynı vargılara hemen hemen zıt kutuplardan ulaşır. Bilimin nesnelleştirdiği olgulara imanın öznelliğiyle de varılabilir. Sonuç değişmez, farklılık gösteren tek şey sonucun nasıl yorumlandığıdır.



    Japonya'da Bilim-Kurgu dalında ödül kazanmış aynı isimli romandan uyarlanan Shinsekai Yori, 3000'li yıllarda geçen post-apokaliptik bir öyküyü anlatmaktadır. Seride geçen dönemin 1000 yıl öncesinde (günümüzde) dünya üzerinden yaşanan bir felaket, Shinsekai Yori dünyasında yaşayan insanları çeşitli önlemler almaya itmiştir. Felakete yol açan telekinezi gücü artık Cantus ismiyle anılmakta ve neredeyse her insanda bulunmaktadır.

    Irkın ileri gelenleri tarafından çocuklara eğitimi verilen Cantus, insan hayal gücünün bir temsili olarak karşımıza çıkar. Okulda eğitim görmekte olan çocuklara Cantus kullanarak yerine getirmeleri gereken ödevler (boş kağıda boya/kalem kullanmadan resim çizme, kırık bir vazoyu el teması olmadan eski haline getirme vb.) verilir.

    Bu eğitim süreci, Shinsekai Yori'nin 25 bölümde anlatacağı hikayeye adapte olmak için tasarlanmış bir periyot gibi görülebilir. Çocuklar okula gidip arkadaşlarıyla birlikte "eğlenirken" serinin çatallaşmış tutumu da yavaş yavaş belirmeye başlar. Etik Kurulu ve Eğitim Kurulu olarak adlandırılmış iki komitenin yönettiği Shinsekai Yori dünyasının çocukları, Cantus'u efektif kullanamamaktan (eğitimde başarısızlık) veya haddinden fazla kullanmaktan (töreye karşı gelme) dolayı acımasızca cezalandırılırlar.



    Shinsekai Yori'nin iç içe geçmiş katmanları, insan türünün farklı yorumlarına hayat verir. 2000'lerde katliamı gerçekleştiren de bir kabahat işlediği için insan olmayan koca bir ırkı Cantus kullanarak 3000'lerde yok edebilen de aynı canlıdır. İnsan hem en güçlü hem de en tehlikeli (bilimde en gelişmiş, imanda en kudretli olarak görülen) varlıktır.

    Böylesi bir altyapıyı tasarlayarak dingin ve aynı zamanda kaotik bir atmosferle sunan seri, yarattığı gizemleri son saniyesine kadar saklı tutarak bir örümcek ağı örmeye başlar. Karakterlerin yansıttıkları en ufak mimiğin, dillendirdikleri en ufak tepkinin bile mutlaka başka bir olguyu tetiklediği Shinsekai Yori ardında sivri bir söylem bırakarak vedasını gerçekleştirir: "İnsanın insandan başka düşmanı yok!"

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi