• Moyashimon Returns - İnceleme


    Moyashimon Returns

    2007 yılında yayınlanan ilk sezonun bıraktığı yerden devam eden Moyashimon Returns, bu devamlılığı yalnızca karakterlerini bir sene daha yaşlandırmaktan öteye götürmüyor. Ziraat fakültesindeki 5-6 öğrencinin arasındaki ilişkide yaşanan komik anları mikropları görebilen bir gencin gözünden aktarmaya çalışan seri aslında ilk sezonundaki tek albeniyi bu devam projesinde hiçe sayarak bir anlamda kendi ayağına sıkıyor.

    İlk sezonda neredeyse kendini hiç ciddiye almayan ve lakayıt bir tavırla "öylesine takılan" Moyashimon, bu kez fuzuli bir ağırbaşlılık göstererek arka planına bir konu yerleştiriyor. Babasının zoruyla Fransa'ya giden ve burada baş göz edilmek üzere olan Hasegawa'nın peşine düşen Sawaki ile Misato ve Kawahama kafadarlar sayesinde bu kez kendimizi manasız bir kovalamacanın içinde buluyoruz. Açıkçası, başı-ortası-sonu belli olan bu koşuşturmacanın tek bir saniyesi bile ilgi çekici olmaktan çok uzak.




    İlk sezonundaki sake yapımının yerine bu kez şarap kültürüne değinen seri, yine ilk sezondaki festival bölümlerini farklı bir tema kullanarak tekrar etmek dışında tamamen yanlışlar üzerine kurulmuş, içi geçmiş, kof bir ihtiyardan farksız. Seriye yandan kaynak yaparak ve bu kaynağı da felaket bir Japon&Fransız aksanıyla seslendirerek aniden bitiveren bir karakterin haricinde eski kadroyu koruyan lakin bu kadronun anormalliklerini de iyice törpüleyen Moyashimon Returns maalesef ilk sezonun yarattığı neşeli havayı da kaçırıyor; methettiği şaraba bir nevi tuz katarak yüz buruşturan, sirkemsi bir tat veriyor.



    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi