• Sakamichi no Apollon - 08



    İlk denemesinde hüsranla karşılaşan Kaoru gibi Sentarou da sevdiği kızın, kendi abisi olarak gördüğü adamla yakınlaşması yüzünden aşk acısı çekiyor. Geçen haftaki yumruğa gizlenmiş karakterler (Yurika, Jun, Sen) bu kez serinin konusunu ileri taşımak için sorumluluk alıyorlar.

    Watanabe'nin şimdiye kadarki üslubunun aksine bu bölümde olayların nedenleri empati kurmamızı kolaylaştıracak seviyede detaylandırılıyor. Jun'un acı izler bırakan geçmişi, herkesi kendinden uzaklaştırmasına yol açarken Yurika'yı başından savmasına yetmiyor.

    Yurika ilginç bir karakter. Bu dizideki kadınlar genel olarak ilginç. Kaoru'nun annesi, Yurika ve Ritsuko... hepsi de doymuş ve hür kadınlar. Kesinlikle onlarla ilgilenen erkeklere muhtaç değiller, herhangi birinden sevgi ve ilgi görmeleri kollarını açıp ona koşmaları için bir neden değil. Her şeyin farkında olan son derece aklı başında insanlar.

    Jun'un geçmişinin Jun üzerinde bıraktığı etkinin yanında Sen'i etkileme şekli ise tam bir zıtlık barındırıyor. Abi kamuflajı altında hiç sahip olamadığı baba figürünün yerine Jun'u koyan Sen, abisinin kaldığı eve gidip sevdiği kızı gördüğünde belki de aklına yine evi terk eden babasını getiriyor. Her halükarda bir hayal kırıklığı yaşadığı kesin fakat güven duygusundaki zedelenme aşk acısından daha ağır basıyor.

    Mağlubiyeti kabullendikten sonra arkadaşının galibiyetini odaklanan Kaoru ise verdiği öğüdü (ağaçlara bakmaktan ormanı görememek) kendisi uygulamıyor. Neyi duyacağına çoktan kendi kafasında karar verdiği için örgü hakkında Ritsuko'nun açıklama yapmasına izin vermeden dükkandan kaçıyor. Üstüne üstlük, ağaçlara bakan kendisi olduğu gibi Sen'in de ormanı nihayet görmesine yol açıyor.

    Bu üç iyi arkadaşın arasındaki arap saçına dönmüş aşk üçgeni mutlaka en az birinin çok fena canının yanmasıyla parçalanacak. Sen ve Kaoru arasındaki arkadaşlık bu serinin ana konusu olduğuna göre bu parçalanma umarım ağızda acı tat bırakacak bir kapanışa yol açmaz.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi