• Uchuu Kyoudai - 07



    İlk defa bu serinin bir bölümünü izlerken sıkılıp süreye bakma ihtiyacı hissediyorum. Kardeşlerin Teksas'taki buluşmaları da farklı bir bakış açısı sunmadı... hatta bunu denemedi bile. Yine Mutta'nın gözünden, tek taraflı bir anlatım devam ediyor. İşin fenası, galiba seri bitene kadar da devam edecek.

    Tamam, Mutta gerçekten keşfedilmeyi bekleyen bir karakter. Sevilip sevilmemesinden ziyade sürekli ilginç özelliklerine yenilerini ekleyen biri. Bulunduğu ortamdaki insanların sayısını, kıyafetlerini, davranışlarını kısacık bir sürede hafızasına kazıdığı yetmezmiş gibi analizlerini de yapabilecek kadar zeki. Hatta işine gelmediğinde ise bu zekasını pasifize edebilecek kadar zeki.

    Aynı anda televizyon izleyip radyo dinleyebiliyor, üstüne bir de gazete okuyabiliyor. Multiprocessing yapan bir beyne sahip olmasına rağmen bu işlemi yalnızca kaçış amaçlı kullanıyor. Gerçeklerden, korkularından, verdiği sözlerin boş çıkacak olmasından kaçıyor. Bu kaçışı sırasında kardeşi ona yetişirse de doğduğu güne atıfta bulunarak kaçmaya devam ediyor. Yazmaya çalıştığı mektupta hep aynı cümlede tıkanıp kalıyor çünkü olur da sınavı geçemezse ne yapacağını kendi de tam olarak bilmiyor. Belki de bu ihtimali kağıda dökmekten bile kaçıyor.

    Gelecek haftaki bölüm mide bulandıracak kadar sevimli bir hal alabilir. Suçluyu yakalayacak (e çok bariz) kahraman Mutta, aradığını JAXA yerine NASA'da bulabilir. Fakat sanırım daha (az?) klişe olanına, yani bu kahramanlığı nedeniyle sınavı geçmesine geçiş yapılacak.

    Şimdi keşke bu seri 26 bölüm civarı bir süre alsaydı diye hayıflanıyorum. Bu anlatım tarzıyla tempoda sürekli dalgalanmalar yaşanıyor. Önce çok hızlı girdi ve 2-3 hafta bu hızda devam etti; sonra iyice yavaşladı, neredeyse vitesi boşa atıp mevcut hızdan yedi; şimdi tekrar süratlenmeye çalışıyor. Halbuki yol çok uzun, hiçbir şekilde acele etmeye gerek yok.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi