• Sankarea - 05+06



    Geçen haftaki bölümü izlerken o kadar esnedim ki kötülemek için bile bir yazı yazasım gelmedi. Rea'nın Wanko'nun üstüne atlayıp ecchinin dibine vurdurması haricinde bütün bir bölüm boyunca ne anlatıldığını hatırlamıyorum bile. Bu haftaki bölüm de çok farklı sayılmaz. Yine aynı süper ağır tempoda, Rea'nın ortanca yemesi üzerine kurulu bir bölümde serinin konusuna dair minimum, Rea'nın karakterine dairse ortanca bir gelişme var bu hafta da.

    Rea zombi olana kadar seri iyi güzeldi de sonrasında nedense acayip bir monotonluğa girildi. Furuya'nın yavaş çalışan beyni yüzünden ortanca zehri bir türlü çözülemedi, yetmezmiş gibi Rea da odaya kapatılınca serinin dinamikleri bozuldu. Mutlaka ama mutlaka Rea'nın bu diziyi sürüklemesi gerekiyor. Furuya'nın zombi sever ergen beyni maalesef çok da geniş bir hayal gücüne sahip değil.

    Rea'nın bu bölümde anlattığı "ancak ölünce dışarıda bu şekilde gezebildim" gibi cümleler bu serinin asıl kozu olmalı. Ancak ölünce insan gibi yaşamaya başlayan Rea'nın dramı bizlere anlatılmalı. Furuya'nın kıskanç kuzeni (ya, bu insanlara [beyinlere] kan bağı olgusu öğretilmeli), aşırı geniş görüşlü rahip babası veya iki tahtası gitmiş çılgın dede ve abisini takip eden gizemli kız kardeş o kadar da ilginç gelmiyorlar bana. Adını seriye vermiş bir karakterin her saniye karenin içinde olması gerek.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi