• Sengoku Collection - 01



    Sengoku Çağı'nda geçeceğini zannederken günümüzü arka planına koyan animenin sanırım o çağ ile tek bağlantısı başkarakteri Oda Nobunaga ve ilerleyen bölümlerde karşılaşacağı düşmanlar olacak. Neyse, bahar sezonu rehberindeki yanlış tercüme için özür dilerim.

    Penguen'in ve Natsume'nin ardından Brain's Base'in yeni projesi olan Sengoku Collection bir oyun uyarlaması. Çizimlerin öyle çok aman aman olmadığı, seslendirmelerin de aynı vasat seviyeyi korudukları, eh biraz da bekleneceği üzere karakterlerin de çok alışıldık profillere sahip oldukları animede Nobunaga kendi dünyasından bizim bildiğimiz dünyaya düşüyor. Düşer düşmez bir çocuğa iki kez kafa atıp bu çocuğun hayatını kurtarıyor. Sürekli kendi dünyasına dönmek isteyen Nobunaga rüyasında bunu nasıl yapabileceğini öğreniyor: Kendi gibi bu dünyaya gelmiş diğer savaşçıları yenip hazineleri toplamak.

    Oyun uyarlamalarının genelinde görülen animeleştirme hatası bu seride de mevcut. Hemen ilk bölümde çırılçıplak soyunan Nobunaga'nın yarı fanservice sahneleri hemen izleyici çekmek için uygulanmış bir taktik. Araya sıkıştırılan delikanlının yardımseverliği de Nobunaga'nın gelecek bölümlerde sığınabileceği liman hakkında bir fikir veriyor. Bu kadar bol animeden geçilmeyen bir sezonda ise Sengoku Collection bana hiç cazip gelmiyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi