• Sankarea - 02



    İlk bölümde yazarım demiştim de resmen unutmuşum ya da OP var mıydı ilk bölümde onu da unuttum ama nano.ripe var OP'de! Bayılıyorum onun hafif çığırtkan sesine. Sezonda dinlediğim en iyi OP'lerden biri olduğunu söylemek de aynı derecede kolaylaşıyor bu sayede. Sankarea için de aynı sözleri tekrarlamak gitgide daha kolay bir hal alıyor. Absürt ve rahatsız edici bir konu, tahminleri yanıltan gelişmeler, temiz bir animasyon, sinemaya göz kırpan bir yönetmen.

    Yönetmen Omata Shin'ichi ya da animede kullandığı takma isimle Hatakeyama Mamoru ilk defa bir animenin başına geçmiş. Çok da iyi yapmış hatta geç bile kalmış. Bu bölümde Rea'nın, arkadaşının evine gittiği ve ailesiyle oturduğu sekans muhteşemdi. Açılıp kapanan perde misali ufak bir tiyatro sahnesine dönüşen oturma odası, ağır sapık babasının yaşattığı travmayla kırılmış Rea için gerçek dışı bir ortamdı. Rea'nın babasına -belki de- karşı koyamayacağını anladığı için iyice sinen anne ve şimdiye kadar gayet kafi düzeyde nefret ve tiksinti kazanan baba, Rea'nın yakınlık göstermesine asla izin verilmeden sürekli kovulan hizmetçiler, kediler, arkadaşlar... Rea'yı çabucak acınası bir karaktere dönüştürmeye yetti.

    Henüz Furuya'ya bir türlü doğru düzgün giriş yapamadık. Tamam, zombilere kafayı taktığını, Rea'ya her fırsatta takıldığını ve nihayet kedisini bir şekilde dirilttiğini biliyoruz. Zararsız sapıklıkta bir kuzeni, makul düzeyde anormal bir ailesi olduğunu da biliyoruz. İnceden sezdirilen bir Rea hoşlaşmasının da başladığını görebiliyoruz. Rea eve giderken çiçeklerin arasında kızı görünce, kız koşup eteği açılınca gördüklerinden etkilenince, Rea'nın zombi filmini pür dikkat izlememesine dikkat edince Furuya'nın da içinde bir şeylerin kıpırdadığı belli oluyor. Hem şimdi kızı istediği "kıvama" da getirdi, artık bir hamle yapması çok da şaşırtmaz açıkçası.

    Gerçi seri biraz da şaşırtmaya oynuyor. Aslında "oynuyor" yanlış oldu çünkü asıl yaptığı, klişe kolaycılığına kaçmamak. Furuya ile Rea'nın elleri temas ettiğinde örneğini milyon kez gördüğümüz utanma tepkisine hiç girmiyor, ilk içişte canlanması beklenen kedi canlanmıyor ve daha sonra toprağa girmesi beklenirken havaya fırlıyor. Sonuç olarak Sankarea hayli iğrenç bir baba figürüyle zaten alışık olmadığımız bir noktadan şaşırtarak başladı ve bu şaşkınlıktan da vazgeçmeyecekmiş gibi görülüyor.

    3 Görüş:

    1. İlk bölümde hayatımın hayal kırıklığını yaşamıştım, çünkü mangasını okuyan biri için vasatın vasatının vasatının vasatı derecesinde iğrenç bir bölümdü, hatta izlemem artık diyordum ama sırf can sıkıntısından ikinci bölüme bakınca "sırf mangasının hatrına" bir süre daha devam etmeye karar verdim, hala sankarea hala bu sezon izlediğim animeler içinde en dipte. Zaten henüz makul bir ivme kazanamamış mangasının bu halinin üzerine anime yapmaları da ilerde azıtıp kendi yazdıkları sonu getireceklerini gösteriyor, ki bu zamana kadar öyle yapıp da "ne de güzel bitti" dediğim tek bir anime bile olmadığına göre izleyen herkese beklentilerini en alçak durumda tutmalarını öneririm.

      YanıtlaSil
    2. Aynen bende mangasını okuduğum için animeyesine hiç ısınamadı manganın yanında epey sönük kaldı daha doğru düzgün giriş bile yapamadı konuya normalde ilk bölümde o konuları vermesi gerekirken 2 bölüme yaydı

      YanıtlaSil
    3. Animenin kendi başına yaptığı tek bir hatayı söyleyebilir misiniz? Bu seri (her serinin olduğu gibi), uyarlandığı mangasının renklendirilmiş, seslendirilmiş ve hareketlendirilmiş hali değil. Hareketli manga değil, kendi başına bir anime ve iki bölümde ne gereksiz bir kurgu ne gereksiz bir sahne ne de konuyu aşırı yavaşlatan ya da hızlandıran bir anlatım vardı bana göre.

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi