• Nazo no Kanojo X - 03



    Arkadaşının yalanını tam da öpüşürken yakalayan Tsubaki'nin yine özenme faslı başlıyor. Zaten şu son iki bölümde, yani Tsubaki ile Urabe çıkmaya başladıklarından beri Tsubaki her fırsatta bildiği standart ilişkilere özeniyor ama Urabe'nin don makasına veya süper hızlı hareketlerine kurban gidiyor. Bu bölümde önce arkadaşına özeniyor, sonra da Urabe'ye çıkma teklif eden yakışıklı çocuğu kıskanıyor.

    Urabe önce evde tatması için Tsubaki'ye yolluk bir salya veriyor... hmm, bu cümleyi nasıl anlaşılır kılabileceğimi bilemedim :) Yolluğun oğlanda yarattığı etki haliyle yine bir fantezi oluyor. Rüyasında Urabe'yi öptüğünü gören Tsubaki bu kez okuldan sonra şansını deniyor ama Urabe de en az Tsubaki kadar arayışlarda. Kızın da bazı şeylerden emin olması gerek. Sırf salyasını tattı diye Tsubaki'yi sevgili mertebesine çıkartamaz. Eh, özellikle kadınlar için karşıdakine güvenme çok önemlidir, Urabe'nin hisleri oldukça doğal... yani don makası, salya tattırımı, temastan ışık hızında kaçışı, olur olmadık yerde kahkahalara gark olması vb. gibi geri kalan her şeyin dışında.

    Tsubaki'nin deneyimsizliğinden doğan sabırsızlığı bence çok gerçekçi. O yaştaki hangi delikanlıya baksanız dokunduğu yerde hormon bırakacak kadar doludur. Aynı şekilde Urabe'nin olgunluğu da (çok az bir abartı hariç) oldukça normal, ne de olsa ergenlikte kızlar çok daha çabuk olgunlaşırlar. Fakat ben bu serinin tek taraflı gitmesinden ve Urabe'nin sadece "gizemli bir kız" olarak kalmasından şikayetçiyim. Keşke Tsubaki gibi Urabe'nin de ara ara iç sesini duyabilsek ve onun kafasından geçenlerle tanışabilsek. Şu haliyle azmış bir oğlan ve kapalı kutu bir kız arasındaki ilişki şeklinde ilerliyor seri. Gerçi çok da şikayetim yok çünkü eşine kolay rastlanır bir hikaye anlatmıyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi