• Natsuiro Kiseki - 01



    Neşeli ve samimi Natsumi, hem sporda hem derslerinde başarılı Saki, Four Seasons grubunun hayranı Yuka ve müziği çok seven Rinko orta ikiye gitmektedir. Ailesi taşınacağı için arkadaşlarından ayrılacak olan Saki'nin depresif hali bu gruba yansıyınca eski günlerde yaptıkları gibi tapınaktaki kocaman taşın etrafında buluşurlar. Eğer hepsi ortak bir dilek tutarlarsa bu dileğin gerçekleşeceğine inanırlar... işin tuhafı bu dilek hemen gerçekleşir.

    Bu serinin arkasında şöyle ağzı açık bırakan isimler var. Misal, Monster'ın senaristi Urahata Tatsuhiko bu serinin de senaristi. Ya da Un-Go'nun, ilk Fullmetal Alchemist'in yönetmeni Mizushima Seiji bu serinin de yönetmeni. Ortaya çıkan sonuç ise çok bilindik bir anlatım.

    12 bölüm sürecek animenin daha ilk bölümünden "birbirini tamamlayan ve hiçbir şekilde birbirine benzemeyen dört karakter" formülünü görebiliyoruz. Bu formül/taktik aslında kötü ellere geçmedikçe iyi sonuçlar verebiliyor ama iyi bir sonuç için başlı başına bu formül yeterli değil. Mutlaka ilgi çekici bir ana konu ve karakterlere özel anlar yaratmak gerekiyor. Maalesef Natsuiro Kiseki'nin daha ilk bölümünden, tek bir karakterin (Natsumi) ön plana çıkarılacağı, diğerlerinin ise boşlukları doldurmaktan öteye gitmeyecekleri anlaşılıyor.

    Sırf yönetmen ve senaristlerin geçmişleri yüzünden ümitliydim ama sanırım ikinci bölümden sonrasını takip etmem.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi