• Jormungand - 02



    Bahar sezonu gerçekten ilginç bir hal alıyor. 40'dan fazla serinin yayınlandığı bu dönemde 1-2 sahnesine göz atıp nasıl gelişeceğini hayal edebildiğim anime sayısı maksimum 5. Gerçekten iyi seriler var ve bunların harika yapımlara dönüşmemeleri için hiçbir neden yok. Hepsi klişe sınırlarını bir noktadan delmeye çalışan animeler. Bu kadar fazla sayıda iyi yapımın olduğu bir sezonda bloglanacak yapımları makul düzeye indirmekte hayli zorlanıyorum.

    Bu hafta Accel World'ün yeni bölümü geliyor, kesinlikle devam etmek istiyorum. Lupin'i büyük bir zevkle takip ediyorum ama projeye hakim olmadığım için bloglamayı düşünmüyorum (biter bitmez incelemesi hazır olacak). Furusato Saisei: Nihon no Mukashi Banashi ve Kimi to Boku'yu her hafta hiç kaçırmadan izliyorum. İkisini üst üste izleyince antidepresan görevi görüyorlar ama her hafta en fazla 1 paragraflık malzeme çıkardıkları için yazılası değiller. Acchi Kocchi ve Tasogare Otome'yi de takip edeceğim ama her ikisi de kaliteli klişeler olmaktan öteye gitmeyecekler gibi görünüyor. Aynı durum Medaka Box ve Natsuiro Kiseki için de geçerli. Polar Bear's Cafe ise gerçekten acayip sıkıcı bir animeyken Zetman'i acıya dayanıklılığımı ölçmek için izlemeyi sürdürüyorum.

    Bunların dışındaysa zaten ikinci ve üçüncü bölümlerini yazdığım seriler var. Jormungand da bunlardan biri olacak. Doğal olarak akıllara gelen Black Lagoon benzerliğini, farklı karakterleri ön plana çıkartarak ve aksiyonu cimri bir şekilde kullanarak yok etmeye çalışan bir seri. Tek bir tetikçinin (Jonah) yerine çetenin lideri Koko'yu başrole taşıyarak işin biraz daha ticaret yanını ortaya çıkartıyor.

    Koko zaten şimdiye kadar anladığımız üzere çok zeki bir karakter. İçinde bulunduğu durumu bir işletme analizcisi gibi inceleyerek kendi çıkarlarına en uygun olan tercihleri yapıyor. Onun emrinde çalışanların da aynı derecede zeki ve yetenekli oldukları aşikar. Tabii bu gruba yeni katılan Jonah onların arasında en ilgi çekici olan karakter. Neredeyse hiç konuşmaması, çok nadiren insancıl bir tepki vermesi ve ilk bölümde anlattığı mazisiyle serinin gidişatını belirleyecek karakterin Jonah olması kuvvetle muhtemel.

    Belli ki ilk iki bölümde gördüğümüz üzere tek veya çift bölümlere indirgenmiş vakalar izleyerek karakterleri tanıyacağız. Geçen haftaki gibi masa başında, bu haftaki gibi çatışmanın ortasında rakiplerini/düşmanlarını ustalıkla bertaraf eden Koko ve onun emrindeki paralı askerler dişlerine uygun bir rakip bulana dek eğlenceli galibiyetlerine devam edecekler. Serinin ilk yarısının böyle geçerek tüm kadroyu tanıtacak sahnelere yer vereceğini düşünüyorum. Umarım Ekim ayında gösterime girecek ikinci yarısına kadar her karakter hak ettiği gelişimi almış olur.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi