• Steins;Gate - 18


    Steins GateSteins Gate
    Steins GateSteins Gate

    Haftalar süren zorlu bölümlerden sonra nihayet tüm dikkatimi vermeden izleyebildiğim bir bölüm sundular. Geçen hafta da söylediğim gibi Okarin, Mayuri'yi kurtarmak için Ruka'nın D-Mail'ini değiştirmeye karar veriyor. Fakat Ruka'nın bu mesajı ve haliyle şimdiki zamanı yok etmeden önce aşık olduğu Okarin'den bir isteği var: Bir günlüğüne sevgili gibi davranacaklar.

    Daru'nun sapıkça şakaları, Makise'nin sivri dilli laf sokmaları geri dönünce ister istemez zaman yolculuğu falan arka plana atılmış. Bölümün büyük çoğunluğu Okarin'in gönül ilişkileri konusunda yaşadığı tecrübe eksikliğine ve en az onun kadar bilgisiz Daru ile Makise'nin hafiyelik sevdalarına dayandırılmış.

    Bu kadar vasat bir bölümde ana senaryoya dair yalnızca iki şey dikkatimi çekti. İlki, Ruka'nın o D-Mail'i göndermesinin tek sebebi Okarin'in onu sevmesini istemesi mi? İkincisi de Okarin ile Ruka tanışıklığının geçen haftaki Okarin'in Feyris'i kurtarmasına ne kadar benzediği. Okarin'in Makise ile tanışıklığını, daha doğrusu hemen sonrasında yaşananları ilk bölümden hatırlayacak olursak Mayuri ile Okarin arasındaki ilişkiyi daha çok merak etmeye başladım diyebilirim.

    D-Mail'lere tekzip yayınlama yarışı veren Okarin, önünde tek bir engel kaldığını sanıyor. Bu da tabii ki Moeka'nın attığı D-Mail lakin ilk taşı kendisinin attığını ne zaman fark edecek, fark edince bunu nasıl düzeltecek? Asıl soru bu. D-Mail'i atan kişi zamandaki kırılımın öncesini de unutmadığına göre yoksa Okarin'in gördüğü ve Mayuri'nin de bulunduğu çöl hayali (bana göre zamanın başlangıcı) mi bize yol gösterecek? Kaldı 6 hafta.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi