• Hanasaku Iroha - 19



    Minko'yu şimdiye kadar nasıl tanımıştık? Tohru'dan hoşlanan ve yaşıtlarından gelen sayısız teklifi bir kalemde reddeden tam bir soğuk nevale olarak. Ohana geldikten sonra bu buz kalıbı karakterinde birtakım çatlaklar oluştu ama hala yontulmamış cümlelerle konuşmaya devam ediyordu. Açıkçası bu bölüm de bunların üstüne maalesef hiçbir şey eklemiyor. Geçen haftaki Nako bölümünden sonra bu haftaki Minko bölümünün, adandığı kişinin gelişimi açısından sınıfta kaldığını söyleyebilirim. Nako da sihirli değnekle bir anda değişmemişti ama kızın geleceğinin nerelere gidebileceğini anlamıştık. Minko'da ise tık yok.

    Yine de bu haftaki bölümün "yan karakter arcları"ndan ayrılan bir özelliği var. Minko temelli ol(ama)masına rağmen Nako'nun daha girişken tavırları ve okuldaki etkinlik için inisiyatif alması; Ohana'nın hiç aklında yokken Ko'yu kabusla karışık rüyalarda anması; üstü tozlanmaya yüz tutan Tohru'nun platonik aşkının/ilgisinin hala devam etmesi; Yuina'nın ilgi budalalığında sınır tanımayışı; hatta otelde çalışan yaşlı amcanın bile aile hayatından dem vurulması... Kısacası yalnızca Minko ile ilgilenmek yerine tüm bu saydığım karakterlere eş zamanlar vermiş ve Minko arcına yumuşak bir geçiş yapmayı başarmışlar.

    Minko'nun bu asosyal tavırlarının nereden geldiğini ve özellikle de ailesiyle ilişkilerini merak ediyorum. Serideki kırılması en zor karakter olmasından mütevellit öyle görünüyor ki kızı anlatmak için gelecek haftayla da yetinmeyecekler. Finale doğru yaklaşırken Ko'nun yeniden oyuna dahil edilmesi sanki o beklendik kapanışın habercisi gibi. Gerçi bu serinin bir "son" yapacağını düşünmüyorum. Karakterlerin hayatları devam edecek, biz sadece onları kısa bir süreliğine tanıyıp büyümelerine şahitlik etmiş olacağız.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi