• Steins;Gate - 11



    Makise ile Okarin arasındaki tuhaf ilişki daha da sarpa sardırılarak devam ettirilirken bölümün kalan parçaları büyük sürprizin habercisi gibiydi. Zaman yolculuğundan ziyade zaman bükmesi (time leap) üzerine çalışan laboratuvar elemanları bir kişiyi nasıl bytelara çevireceklerini keşfettiler. Birçok kısmı bana antipatik gelse de serinin bu yanını çok seviyorum. Zaman yolculuğuna farklı açılardan yaklaşıp belki de şimdiye kadarki tüm alternatifler üzerine kafa yoruyorlar. Ellerindeki makinenin bile nasıl çalıştığını hala çözme uğraşındalar. Başka bir yapımda olsa çoktan zaman yolculuğu çözülmüş, geçmişe veya geleceğe gidilmiş, yaratılan zaman kırılımından başka meseleler türetilmişti. Oysa Steins;Gate her iki yöntemi de kullanıyor. Hem geçmişi değiştirip olayları karıştırıyor hem de bir insanın hatıralarını veriye çevirerek ilginç bir bakış açısı getiriyor.

    Moeka’nın tekrar seriye dahil olması arada geçen sürede neler yaptığını açıklamasa da "bir şeyler" yapmış olduğu gizemini belli etti. IBN5100'den sonra zaman bükme hadidesini duyunca Okarin'i sorgulamaya çalıştı. Yine geçmişin bir parçasını değiştirmek istiyor olabilir ve bu da Moeka'nın arada bir görünen yan karakter olmasına rağmen seriye ne kadar etki edeceğini gösterebilir. Tabii yine, hala ve ısrarla onunla ilgili hiçbir bilgimiz yok.

    Alt katta çalışan kızdan Makise'ye bir saldırı daha geldi. Makise'nin SERN ajanı olduğunu iddia eden bu kız zaten geçen haftadan beridir paranoyaklaşan Okarin'in kafasında yeni teoriler üretmeye yetti. Makise'nin "şu anda" SERN ajanı olmadığı çok bariz ama bu, gelecekte olmayacağı anlamına gelmiyor. Babasıyla ilgili anlattıkları bana sanki asıl SERN çalışanının babası olduğunu düşündürttü. Belki yapacağı bu yeni deney sayesinde Makise o çok istediği baba ilgisini görebilir.

    Daru’nun bilgisayarının SERN tarafından hacklenmiş olması yerinde düşünülmüş bir detay bence. Sonuçta hiçbir efor sarf etmeden SERN'i hacklediğinde de bu işin ne kadar basit kaçtığından bahsetmiştim. Yapımcılar da bu detayı atlamamayı seçerek tüm tabloyu tersine çevirdiler. Okarin'in aldığı tehdit mesajlarının da arkası bir nebze de olsa bu sayede doldurulmuş oldu.

    Bu seri sürekli yeni sorular doğurup öncekilerini cevaplamadığından ben de artık fazla kafa yormamayı seçtim. Belki seri bitmeden birisi şöyle iyice dallandırılmış bir tablo yaparsa olayları net bir şekilde görebilirim ama o zamana kadar hiçbir teori üretmemeyi tercih ediyorum.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi