• Hanasaku Iroha - 10



    Gerçekten de biraz tuhaf bir bölümdü. Ohana'nın otel personeliyle arasındaki ilişkisini ve onlar için ne kadar önemli olduğunu izledik. Aynı zamanda kafasındaki çelişkilere artık son noktayı koyan Ohana birkaç git-gel yaşasa da Kou yerine oteli seçti. İlk kez dördüncü bölümde lafı geçen Bonbori Festivali'nin doğuşuna neden olan tanrıça kız ve tilki rüyasıyla da Ohana'nın yolunu kaybetmiş olduğu ve sonunda da tercihini yapması gösterildi. Hem çok sakin bir tempoda seyreden hem de kahkahalarla güldüren bir bölümdü. Özellikle final sahnesinde Müdire Hanım ve Tomoe beni çok neşelendirdiler.

    Tabii bölümdeki en önemli gelişme Tohru'nun Ohana'ya ilgisinin Minko tarafından fark edilmesiydi. Ufaktan başlayan kıskançlık da Minko'nun işine etki etti ve kendisinden istenenlerin hiçbirini yerine getiremedi. Açıkçası çok büyük bir cıngar çıkacağını zaten düşünmüyordum ama Minko'nun biraz kaba kuvvet kullanmasını bekliyordum. Herhalde Ohana hasta diye bu seferlik ucuz atlattı, hatta Minko hayali bir şakadan öteye gitmedi.

    Tohru'nun Ohana'nın dudaklarına düşmek üzere olduğu sahne bildiğiniz tuhaftı. Oğlanın aşkının bu kadar çabuk depreşmesi biraz garip değil mi? Tohru x Ohana ilişkisinin geçen haftaki bölüm yorumlarında yaptığımız hummalı tartışmada ( :) ) belirttiğim üzere gerçekleşeceğini zannetmiyorum ama buradan birkaç bölüm ekmek yiyecekleri belli oldu. Tek isteğim Ko'nun da gelip işleri iyice karıştırması yoksa Minko'nun içten içe besleyeceği düşmanlık, Ohana'nın hiçbir şeyin farkında olmaması ve Tohru'nun platonik aşkı iyice ayyuka çıkarsa çok sıradan bir romantizmden öteye gidemeyiz sanki.

    Bölümün geri kalan sahneleri otel çalışanlarının Ohana'yı ne kadar önemsediklerini izlemekle geçti. Geçen hafta artık personelin bir aileye dönüştüğünü söylemiştim, bu hafta da o temanın altını iyice koyulaştırdılar. Ohana kendini dışlamak için karamsarlaşırken aksini kanıtlamak için her fırsatta birileri odasına girdi. Ohana'nın karakter gelişimi ve oteldeki rolü iyice renklendirilirken Minko'nun "uyanışı" da başlamış oldu.

    2 Görüş:

    1. Geçen hafta arkadaşlarımın Ohana'nın hayattaki ilerlemesinden çok aşk hayatına baktıklarını söylemiştim ki bu benim için de öyle ( her ne kadar Ohana'nın aşk hayatı olmasa da romantizm diye bağırıyorum :) ). Belki inanmaya bilirsin fakat "bir kaç arkadaşım bu bölümü izledikten sonra 15.bölüm çıkana kadar ( yani 5 haftalık ) ara verdi :)." Ben Ohana'dan haz etmediğim ve Minko'nun adına üzüldüğüm için bu bölüm beni etkilemese de bu animeyi romantizm için izleyen kitlenin %60'ını etkilemiştir, bundan eminim diyebilirim :)

      Bölüme gelecek olursak Ohana'nın oteli çok sevdiği ve gelecekte bu yer için çok şeyler yapacağı veya çok şeyden vazgeçeceği/vazgeçebileceği belli oldu fakat bana göre Ko'yu tamamen unutup oteli seçmek gibi bir şey yapamayacak. Rüyasında böyle bir seçim yaptı ve ağladığını gördük ki bu normalde de böyle olacaktır, böyle bir seçim yapması onu büyük bir pişmanlığa itebilir. Her ne kadar rüyası "Siz rüyanızda bile Ko x Ohana göremezsiniz!" anlamı taşısa da... Tohru'nun Ohana'ya git gide kapılmasına deyinmeyeceğim zaten umrumda olmadıklarını söylemiştim :)

      11.bölümün sahnelerine baktım bu yazıyı yazarken, sanırım bahsettiğim pişmanlık olmayacak fakat görünüşe göre Ohana'nın yardım istediği kişi direk olarak Ko. Eğer Ko ile bir şeyler olursa hiç yoktan animeye 5 haftalık ara veren arkadaşlarıma bunu anlatır ve beni şu animelerde muhabbetsiz bırakmalarını engelleyebilirim :)

      YanıtlaSil
    2. Aslında bu seriyi sevdiğimi defalarca söylediğim için verilen 5 haftalık araya üzülmem gerekir ama romantizm bekleyenler için bence doğru bir tercih olmuş. Anime bu bölümde bir zirve yaptı, Tomoe'nin istifa etmeyi düşündüğü bölümdeki gibi şimdi yeniden suyun durulmasını sağlayacaklar diye düşünüyorum.

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi