• Fractale - 7



    The Gilded City

    Fractale'ın en kötü yanı bir fikri nasıl anlatacağını bilememesi. Karakterleri gibi kompozisyonu da o kadar çocuksu ki söylemek istediklerini ya bir çırpıda söyleyip tüketiyor ya da geçen hafta gördüğümüz üzere tek bir cümle sarf edebilmek için bütün bölümü heba ediyor. O kadar iç güveysi bölümlerden sonra bu hafta gaza gelip abarttıkça abartıyor. Güzel bölüm, lafım yok ama hepsini tek bölüme sığdırmak ne derece akıl karı? Hele ki filler ile harcanılan haftalardan sonra böyle şaşalı bölümlere gerek var mı?

    Clain ile Nessa biraz gezmek için balona atlarlar ama Nessa ateşlenince balon arıza yapar ve çakılırlar. Arkadan gelen kurtarma ekibi onları bulamaz ve yöre halkının ağzını yoklamaya başlar. Clain uyanır uyanmaz karşısında hafif meşrep bir hatun görür ve bulunduğu yerin Xanadu olduğunu öğrenir. Xanadu'ya mükemmel şehir denmesinin nedeni Fractale sisteminin burada kusursuzca işlemesidir. Nessa'nın sürekli yükselen ateşi içine kaçan virüs yüzündendir. Clain kulak misafiri olduğu bir konuşma üzerine Nessa'yı yüklendiği gibi oradan kaçmaya çalışır ancak hafif meşrep hatun yollarını kesince Nessa pek bir sinirlenip şehri tarumar eder. Haftaya malzeme olarak da son anda vurulan Clain yere yıkılır. Tapınakçılar da nihayet Phyrne'i bulmuşlardır.

    Oldukça dolu bir bölüm gibi görünse de ben çok etkileyici bulmadım. Gıcıklığımdan değil ama seriyle ilgili sorunlarım var. Misal animenin ne anlattığını hala bilmiyorum. İki aylık bir süre geçti, neyin ne olduğuna bile tam anlamıyla vakıf değilim. Matrix'teki Neo'nun güçlerinden Fractale'daki Nessa'da var, onu anladık ama Phyrne necidir, hele Clain sapıklık esprisi hariç ne işe yarar... bunları hiç bilmiyorum. Fractale bile tam olarak açıklanmış değil. Hayır, arada bölüm kaçırmışım gibi hissediyorum ama öyle bir durum da yok. Konsantrasyonumu kaybettim ama bunun sorumlusu bir ketum, bir geveze olabilen anime.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi