• Mahou Shoujo Madoka Magika - 6



    This Just Isn't Right

    Fractale ile Hourou Musuko'nun yayın tarihleri değiştirilmiş, üstelik bu haftayı boş geçerekten...

    Madoka'da pek yeni bir numara yok... diyecekler bence şimdiye kadarki en iyi bölüm hakkında bir daha düşünmeliler. Görünürde çok şey yaşanmamış gibi olabilir ama bu bölümde saman altından inanılmaz su yürüttüler. 12-13 haftalık bir serinin tam ortasında asıl bilinmezlere dair açıklamalarda bulunmak çok riskli bir tutum olsa da bu anime doğru olanı yaptı ve konuyu şimdiye kadar çok iyi idare etti. İlk beş bölümde karakterlerin davranışları üzerine yoğunlaşırken bizi bir bakıma oyaladılar, bir bakıma da merakımızı ayakta tuttular. Sonunda da bombayı patlattılar.

    Büyücü kızların sahip oldukları Soul Gemler hakkında neredeyse eksiksiz bilgi aldık. İlk büyük sürpriz büyücülerin bile bu küçük sihir kaplarıyla ilgili bilgilendirilmedikleri oldu. Ha keza kendini iyileştirmek veya başka bir şey için kullanacağı büyü yüzünden Soul Gem ışığı azalan kızların daha çok cadı avlamaları gerekmekte. Bir nevi kapitalist yaklaşım gibi: Lüksü harcamak bir zorunluluk ama onu elde etmek için daha çok çalışman gerekiyor. Köprüde Sayaka ile kapışmaya hazırlanan Kyoko'nun kafayı tırlattığı sahnelerde Kyuubee'nin nasıl bir iblis olduğuna artık tamamen emindim. Kızlara bile gerçekleri anlatmayan, 100 metre kuralından bahsetmeyen ve ruhlarıyla nasıl oynadığını hiç açmayan bu küçük yaratığı dilerim ilk fırsatta biri şişler. Şöyle yavaş ve acı verici bir şekilde geberse başka hiçbir şey istemem. Sayaka'yı Madoka konusunda gazlaması, Madoka'yı sürekli ketenpereye getirme çabaları... bu yaratığın ne çıkarı var acaba? Ele geçirilen cadıların ruhlarını yuttuğuna göre büyük ihtimalle onun beklentisi daha çok büyücüyü kafalamak ve daha çok kara büyüyü içine hapsetmek. Tamamen bir teori: Belki de en büyük cadı, diğer cadıların ruhlarından beslenen bu yaratıktır. Hiç şaşırmam.

    Homuro'nun ağzından dökülen Valpurgis Gecesi beni asıl şaşırtan detaydı. Büyücülerin ve cadıların bir araya geldiklerine inanılan bu gecenin diğer bir referans noktasıysa Goethe'nin Faust'unda yatıyor. Eğer böyle bir referansa gidilecekse -ki çok büyük ihtimalle gidilecek- gelecek bölümlerde gerçekten inanılmaz şeyler görmemiz olası. Söz konusu esere sadık kalırsam karakterlerden "birinin" bir cadının tuzağına düşeceğini, "diğerinin" ise infazını bekleyeceğini söyleyebilirim. Bu noktada Kyuubee çıyanının da insanlarla anlaşma yapan Mephistopheles şeytanı olduğunu düşünebiliriz. Madoka'nın da Faust olduğunu not düşelim tabii.

    2 hafta içinde bu gecenin geleceğini öğrendiğimize ve bu gecenin de serinin açılış dakikalarındaki Madoka'nın gördüğü rüya olduğunu bildiğimize göre geriye artık sadece beklemek kalıyor. Açıkçası bir hayli heyecanlandığımı söyleyebilirim. Muhtemelen Madoka serinin hiçbir saniyesinde Kyuubee'nin teklifini kabul etme gereği duymayacak, her ne kadar bu rezil yaratık kızın annesiyle ilgili bir iş çeviriyormuş gibi görünse de. Enfes çizimlerin yanına bir de mükemmel ED ve her bölümde alışkanlık haline getirdikleri ilahi melodiyi eklediklerinde gerçekten harika bir seri karşımızda duruyor. Hala izlemeyen varsa mutlaka hemen başlamasını öneririm, zira maraton yapmaktansa bir hafta sabredip merak içinde beklemek çok daha keyif verici olacaktır.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi