• Gosick - 5



    There's a Mysterious Ghost in the Abandoned Storehouse

    Bu bölüm biraz sırıttı gibi.

    Victorique'in daha bölümün başında kitabın saklandığı yeri bulma şekli bana aceleye getirilmiş bir senaryo hissi verdi. Avril'in faydalandığı efsanelerle açıklamaya çalışmaları bir nebze olsun ortalığı topladı ama "destekli atma" kıvamından çok da uzağa gidemediler. Victorique'in olayları çabucak çözmesine alışsam da bu kadar hızlı olmamalı. Daha ortada ne fol ne yumurta varken kızımız tüm bölümün hikayesini en başından verdi. Resmen bölüm içinde spoiler yemiş olduk. Oysa Victorique ile birlikte çözmeye çalışmak bu serinin izleyiciyi ayakta tutmak için yapabileceği tek taktik. Bu bölümde çuvalladılar.

    Yumeji ayarında olmasa da az ebleh sayılmayan ve sessizliğe en çok ihtiyaç duyulan anlarda ortalıkta bağıra çağıra dolaşan Kujo ne işe yarar? Victorique'in tam yerine koyduğu ayarda belirtildiği üzere kızın hizmetkarı olan bu çocuk adeta bir paratoner. "Ne zamandır vukuat olmuyor, bari gidip burnumu bir yerlere sokayım da iş çıksın, Victorique sevinsin." Kafasından başka bir şey geçtiğini düşünmüyorum. Gerçi bunu bile düşünecek kadar kafası çalıştığı da şüpheli ama neyse...

    Açıkçası beni hiç sarmayan bir arc'ın daha sonuna geldik. Bir de ortalıkta dolaşan teoriye göre şimdiye kadar izlediğimiz tüm bölümler esas konunun bir parçasıymış. Eğer yapımcılardan böyle bir hamle gelirse gerçekten büyük takdirimi toplarlar. Yalnız bu bölümde olduğu gibi tüm zevkimizi en başta söndürmeyip bizi de olaylara dahil etsinler. Aksi takdirde bu serinin "moe-hafiye Victorique ve onun sadık hizmetkarı Watson-Kujo"dan bir farkı kalmaz.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi