• Arakawa Under the Bridge - 14



    1 Bridge

    Canımın içi Arakawa geri döndü! Ekim'de başlayacağından hiç haberim yoktu, nefis bir sürpriz oldu benim için. Çekirdek kadroyu aynen korumuşlar ki bu gayet beklendik bir tavır. Yine aynı mizahi dengeyi tutturacaklarından şüphem yok. İlk bölüm de tamamen o dengeyi devam ettiriyor. Başlığı 13'ten sonrası diye sürdüreceğim, umarım kimseyi yanıltmam çünkü serinin adı Arakawa Under the Bridge 2 diye lanse ediliyor.

    Bölüme Nino'nun bir rüyasıyla başlıyoruz. Uyurgezerliğini ilk sezondan hatırladığımız Nino kendini yine Rec'in odasında buluveriyor. Korku vericiymiş gibi görünen rüyayı keşke görebilseydim diye hayıflanıyor ama 20. dakika gibi devamını görmeyi de başarıyor. Venüs'e doğru giden bir uzay mekiğinde ailesiyle birlikte olan Nino'nun küçüklüğü halinden oldukça da mutlu. Bölümün büyük çoğunluğunuysa geleneksel köprü altı maratonu kaplıyor. Bu maratonu yıllardır kazanan Whitey ilk sezonun aksine daha çok süre alacağının sinyallerini şimdiden veriyor. Billy ve Jacqueline de ha keza ilk sezondan çok daha fazla görüneceklerini belli ediyorlar. İlk sezon finalinde karşılaştığımız Amazoness'i ise gelecek bölümden itibaren tanıyabileceğiz.

    Sıkılmadan izleyebileceğim, yer yer güldürmesini ümit ettiğim bir seri Arakawa. Fazla bir beklentim yok ama hiçbir zaman sıkmayacağına eminim. İlk sezondaki performansı sürdürseler benim için yeterli. Yeni karakterler katılır, güzel melodiler eklenir ve kısır döngüye sokulmayan bir mizah temposu tutturulursa şimdiden garanti bir seri bizleri bekliyor. Ne iyi ettin de tekrar başladın Arakawa!

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi