• Shiki - 4



    Fourth Fatality

    Bölümün tamamı Natsuno'nun kabuslarıyla geçseydi hiç şüphesiz sezonun en iyi bölümü olacaktı. Shimizu'nun yatağın altından çıktıktan sonra boynuyla geçirdiği kısa sürede yaptıkları Japon korku filmlerindeki en sinir bozucu efektlerden biriydi. En azından benim için böyle. Normal çekimde 24 fps'den daha hızlı bir karakter, bir hareket, ne olursa feci şekilde sinirimi bozuyor. Sadece filmler için geçerli değil, çok hızlı yürüyen böceklerden de nefret ediyorum. Finalde Natsuno'nun -gerçekle karışık- gördüğü kabus serinin şimdiye kadar gösterdiği en yüksek performanstı. Aynı çizgiden devam etmeleri başarıyı garantiler.

    Serinin müzikleri de hoşuma gidiyor. Sağlık ocağında Ozaki ile hemşireler akıl yürütürken arkada çalınan melodi ve türevlerini çok severim. Azıcık gerip çokça hafiyelik atmosferi yaratırlar. Tabii doktor olayların gerçek yüzünü çözene dek (çözebilecek mi ki?) epey zaman geçecektir. Bu arada Sunako karakterine iyiden iyiye ısınmaya başladım. Interview With the Vampire'daki Claudia karakterine çok benziyor. Hedefindeki kişiyse belli ki kasabanın rahibi Muroi. Henüz kendini davet ettiremeyen kız sürekli adamı yoklamakta. Belki de adamı ısırmaya niyeti yoktur ama ucundan da olsa korkutmaya başladı gibi hissediyorum.

    Shimizu'nun yeniden görünmesiyle merak etmeye başladım: Öldürülen herkes geri mi dönecek? Şimdiye kadar 19 kişinin öldürüldüğü düşünülürse çok fena bir ordu bizleri bekliyor olabilir. Bir taraftan da bu fikri pek sevemedim. Zombi gibi öyle sürekli çoğalan bir topluluk olmamalı vampirler. Şimdiye kadar gördüğümüz Kirishiki ailesinin dört ferdi gibi karizma, ürkütücü ve asil görünmeliler. Shimizu pek bu tarife uymuyordu, gerçi son hali bu tanımın asil hariç diğer unsurlarını barındırıyor ama yine de ailenin genişlemesini pek yeğlemem. Seri biraz kıpırdadı, devamını getirir umarım.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi