• CANAAN - 13





    Land of Hope


    CANAAN da bitti işte ama bu sefer öyle şaşaalı bir kapanış yazısı kimse beklemesin. Ben bu serinin finalini zaten 12. bölüm sonunda vermiştim. Evet, Maria tabii ki de kurtuldu. Aksi olsa şaşardım. Yun-Yun işleyen bir trenden atlayıp geride kalan vagonu isteyince koşarak da yakalayabilir ve Maria'yı bulunduğu bombalı vagondan çıkartabilmeyi de 30 saniyede halledebilirmiş. Yersek...

    Alphard ile Canaan arasında trenin içinde başlayıp üstünde sonlanan hayli güzel dövüş sahnelerinin haricinde finalin bize kattığı tek şey Canaan'ın Alphard ile ilgili analiziydi. Alphard'ın rengini bir türlü okumayı beceremeyen Canaan bunun nedenini nihayet anladı ve onu kurtarmak istedi. Ancak Alphard serideki en tutarlı karakter olarak bir kez daha bildiğini okudu ve intihar yöntemlerine yepyeni bir teknik ekleyerek Canaan'ın bu yardım elini geri çevirdi.

    Nihayetinde seri bitti. Benim beklentilerimin hiçbirini karşılamamayı ustalıkla başardı. Her geçen bölümle kendi yarattığı beklentileri de muhteşem bir beceriyle ekarte etmeyi bildi. Geçtiğimiz bahar ve yaz sezonlarından sonra bu blogta çok ama çok daha seçici olmaya gayret edeceğim. Birinin izlese ne olur, izlemese ne olur serilere bir daha kesinlikle yer vermeyi düşünmüyorum. Kısa bir seri olması da onu hemen yarı yolda bırakmamı engelledi maalesef. CANAAN'ın benim nezdimdeki tek artısı da bu elemeci yaklaşımımı körüklemesi oldu.



    0 Görüş:

    Yorum Gönder

    Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi