• Shangri-La - 11





    I Dreamt I Was a Bird

    Şimdi bu bölüm tamamen farklı geldi. 10 bölüm boyunca yakalanmış çizgiyle hiçbir alakası bulunmayan bambaşka bir bölüm. Bir Phantom bölümü izlermiş gibi hissettim. O kadar durgun ve tek karakterin gelişimi üzerine inşa edilmiş 22 dakikaydı ki arada Kuniko'yu şans eseri görmesem, Leydi Ryoko'nun her çıkışında çalan o dandik şarkıyı duymasam Phantom izlediğimi zannederdim.

    Shangri-La konusu hakkında hiçbir ilerleme kaydetmeyen bölüm sürekli gördüğümüz ama hakkında çok az şey bildiğimiz Karin'i enine boyuna incelerken hem dramatik hem de biyografik olarak gayet doyurucu bilgiler içeriyordu. Ama ben artık bu serinin yaptığı ayak oyunlarına feci halde takmış durumdayım. İşin rengi bu taktiklerle gün yüzüne çıktı çıkacak. Senaryo hiç de öyle beklediğim kadar derinlikli falan değil. Atlas-karbon-ezilmişler-MEDUSA vs. gibi kendi yarattıkları unsurların üzerine hiç gitmeyerek kendi bindikleri dalı kesiyorlar. Şimdiye kadar her karakteri yalayıp yutmuş olmalıydık ki artık senaryonun gelişimine geçebilirdik ama o kadar oyalanıldı ki anlamak mümkün değil. Bu seriyi sonuna kadar takip edeceğim ama sırf ne çıkacağını merak ettiğimden yoksa ayılıp bayıldığımdan değil artık.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi