• Kurokami The Animation - 19





    Great Abyss


    Kurokami acayip derecede rahat takılan bir seri. Kim, nasıl, niye gibi sorular umurunda bile olmuyor çoğu zaman. Misal geçen bölümde Reishin'i arıyordu Keita ile Kuro ikilisi ama bu bölümün daha 1. saniyesinde önce Akane ablayı buldular (koşarken), eh biraz bekleyince Reishin de orada bitiverdi. Seri boyunca bulunmayan mantıklı açıklama külfetine bu bölümde de girilmedi. Ne gerek var canım sen de!

    Bütün bir bölüm boyunca süren Reishin-Kuro dövüşü de acayip kolay hazırlanmış bir yapıcılıktaydı. Bölümün ilk yarısında Kuro'nun patakladığı Reishin reklam arasından sonraki bölümde Kuro'yu yumruk manyağı yapmakla yetinmeyip bir de fatality attı ki şimdiye kadar seride görülen en güzel Exceed olduğunu belirtmem gerek. Akane ablanın bu kaypaklığına pek bir açıklama getiremedim yalnız. Ne diye birden böyle satış koydu anlamadım. O da mı Reishin'e vuruldu yoksa diye düşünmüyor değilim. Gerçi hatun şimdiye kadar Tera konusunda bir istisna olduğunu da bu bölümle göstermiş oldu. Tamam, az biraz eblehti Akane ablamız ama bu kadar da beyinsiz olacağını düşünmezdim.

    Bölümün finali itibarıyla artık neler olacağını kestirmek zor. Yani en azından bir geri dönüş olacağını falan kesin biliyoruz diyebiliriz. Daha 5 bölüm var, mutlaka bir geri dönüş olacaktır. Bu geri dönüş ne kadar mantık taşır, ne kadarını yutabiliriz orası meçhul... demem çünkü bu seriyi 19 bölüm seyrettiğime göre önüme ne sunsa bal gibi yutuyorum anasını satayım. Neyse çok bir şey kalmadı.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi