• Fullmetal Alchemist: Brotherhood - 10





    Separate Paths

    İlk seriden farklı olarak pek öyle ironiye, metafora, 25 bölüm sonra açıklanacak detaylarla kafamızı yormaya çalışmayan ikinci seri aslında bir bakıma daha mert ve daha sade ilerliyor. Misal bu bölümde Führer'in ne mene bir adam olduğu iyice anlaşılmaya başlandı. İlk seriyi izlememiş olanların -en azından bu seri için- hiçbir şey kaybetmedikleri de ayyuka çıkmış oldu. Sadece Brotherhood izleyip de FMA dünyasını anlamak hiç de zor değil. Üstelik Brotherhood coğrafya bilgisinden tutun karakter gelişimine kadar daha yalın bir anlatımla seyirciyi doyuran bir seri olma yolunda azimle ilerlemekte.

    Maes Hughes'un beklendik ve bilindik ölümü beni şaşırtmasa da cenaze töreni sahnesi gerçekten üzerinde iyi çalışılmış, dramatik yönü oturmuş, seyirciyi hüzne gark eden bir sekanstı. Bu bölümde kardeşleri çok görmedik ki arada bir bu da iyi gelebiliyor. "Trene bindiler ve gittiler, geride kalan sağlar bizimdir" mantığıyla Merkez şehirde olanları anlatmayı seçen bölümün kafalarda pek çok soru işareti bıraktıracak noktası da yok değildi hani. Envy'nin birden ortaya çıkması, Lust'ın elini kolunu sallayarak karargaha girebilmesi falan... bunlar bende çok aceleye getirilmiş hissi uyandırdı. Vak'a bunlara da açıklık getirileceği bölümler mangada yer almakta ve Brotherhood mangayı neredeyse harfiyen takip etmekteymiş. Dilerim kafalardaki soru işaretlerini cevaplandırabilirler.

    1 Görüş:

    1. Walan bu bölümü ilk seride izlediğimde ne ağlamıştım be. İzlediğim en duygusal anime bölümüydü. Bide Dragon Ball da Kuririn is death vardı o da ayrı bişeydi.

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi