• Souten Kouro - 4





    Feast of Flames


    Cao Cao'nun Kuzey Buwei'si olarak koyduğu kuralları ve ceza uygulamalarını duyan imparatorluk içindeki fitnecilerden biri bu cezanın işlemeyeceğini düşündüğü İmparatorluk Ailesi'nden birini Kuzey Kapı'sına gönderir. Niyeti Cao Cao'nun koyduğu kuralları delmek ve onu küçük düşürmektir ama nafile. Cao Cao önce cezayı uygular, ardından da küçük solucanın planını ortaya çıkartır. Zekası ve planlı oluşu onu düşmanlarına karşı hep bir adım önde tutmaktadır.

    Cao Cao'nun nihayet istediği olur ve bu küçük oyunu sayesinde İmparator'Un huzuruna çıkma şansı erişir. Burada ufak da bir dans gösterisi ("ufak" ağız alışkanlığından) sergileyen Cao Cao hemen İmparator'un gözüne girer ve Ten Attendants denen ihtiyar heyeti benzeri grubun entrikalarını İmparator'a sunma fırsatını değerlendirir. Lakin İmparator küçük bir çocuk gibi resmedildiği için kafası basmaz ve Zhang Rang'in dalaveresi sayesinde olayın üstüne gitmez. Cao Cao'ya ise sürgün kıvamında bir terfi çıkar.

    Tarihteki önemli bir figürü hem savaş becerileri hem de ileri görüşlü zekasıyla anlatan Souten Kouro olağanüstü çizimlerini fire vermeden devam ettiriyor. Kronolojik sırayı ve önemli kilit noktalarını takip eden serinin aslında anlatacak onca şey arasından Cao Cao'nun İmparatorluk içindeki ilerleyişini seçmesi bana göre yerinde bir tercih. Biyografik bir serinin çok daha farklı yollara sapması ve seyirciyi kaybetmesi muhtemelken her bölümle birlikte Cao Cao'ya hayran oluyor ve yeni maceralarını izlemek için sabırsızlanıyorum.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi