• Guin Saga - 3





    The Crimson Mercenary


    Istavan ile kapışmaya hazırlanan Guin kısa bir tanışma faslından sonra pozisyonunu alır ancak Kara Kont'un bir şeye huysuzlanması sonucunda dövüş bir sonraki güne ertelenir. Zindanlara götürüldükleri sıradan ablası Rinda'dan ayrı düşen Remus yine zırlayan çocuk rolünde göz doldurmaktadır. Remus ile Guin'in yanlarındaki hücrede kalan Istavan o geceyi fırsat bilip firar eder. Zaten bu sırada sarayı da Sem isimli kurt-maymun adam karışımı elemanlar basar ve kabilelerinden dökülen kanların öcünü almak için herkesi biçmeye başlarlar. Rinda'nın hücresinde bulunan Suni isimli Sem de bu yaratıklar gibidir ama bir farkla: O sevimli rolünü oynamaktadır.

    Toruslu Orro'nun ikinci kez kıyak geçmesiyle hücresinden çıkan Guin'in gazabı feci olacaktır. Önce Kont'un sadık ve ürkütücü hizmetkârıyla güzel bir kılıç dövüşüne girer, akabinde de doğrudan Kont'un karşısına dikilir. Serinin aksiyon sahnelerini hiç esirgemediği bölümlerden biri daha karşımızda tüm endamıyla dururken hem Orta Dünya hakkında hem de Guin'in yana yakıla aradığı Aurra hakkında ufak bilgi zerrecikleri ediniriz. Bu kadar akıllıca açılımlarla ilerlemek, sözsüz bir giriş müziği koyma cesaretini göstermek, incelikli çizimlere ve mitolojik ögelere sahip olmak Guin Saga'nın artı hanelerini doldurmaya yetiyor da artıyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi