• Chihayafuru - 42




    Geçen hafta en heyecanlı yerinde verilen recap bölüm yüzünden tüm heyecan kaçmıştı. Bu hafta başlayan final maçıyla birlikte ise sadece heyecan değil, etrafa müthiş gaza getirici bir atmosfer yayılıyor. Chihayafuru'nun 2. sezonu tamamen bu turnuvaya ayrılmış durumda. Haliyle yalnızca maçlara odaklanan gayet tekdüze bir tempo var lakin tekdüzeliğin sıkıcı olmaması için seri elinden geldiği kadar mücadele ediyor.

    Rakibinin ismini bir türlü hatırlayamayan Chihaya veya hapşırıp burnunu yanındaki çocuğun koluna silen Queen gibi komik anlar arada bir görünseler de şu anda hiçbir şey maçlardaki gerginliğin önüne geçemez. Kıran kırana geçen bir turnuva ve stratejiden tutun sakatlıklara kadar sporun her unsurunu içinde barındıran maçlar izliyoruz.

    Serinin şimdiye kadarki 42 bölümü boyunca karuta pek çok farklı forma büründü. İlk başlarda "üzerinde mısralar yazılı kartları kimin daha hızlı aldığı" gibi temel bir konsept hakimken karakterlerle birlikte karuta da mutasyon geçirmeye başladı fakat Chihayafuru'nun benim açımdan en büyük özelliği de yine bu mutasyonda saklı. Evet, hızlı olmak önemliydi ama kazanmak için yeterli değildi. Evet, kartların dizilimini hatırlamak, refleksler, sese tepki süresi vs. önemliydi ama hiçbiri tek başına kazanmaya yetmiyordu. Aynı, bir takım oyununda olduğu gibi kazanmak için tüm bu özelliklerin hepsine birden sahip olmak gerekiyordu.

    Durum iyi gözükmüyor ama geri dönüş için küçük bir kapı aralandı. Chihaya'nın kazanacağına şüphem yok ama takımın geri kalanı ne yapabilir, onu hiç kestiremiyorum. Bir mucize olur da hepsi birden kazanırsa 2. sezonun şimdiye kadar olan kısmı "epik bir turnuva" sıfatıyla tarihe geçebilir. Kalan bölümlerde ise Chihaya o gazla ferdi turnuvada Queen'in sümüklü burnunu tatamiye gömerse işte o zaman sadece sezon değil, serinin tamamı "epik bir spor animesi" sıfatıyla tarihe geçebilir.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi