• Tonari no Kaibutsu-kun - İnceleme


    Tonari no Kaibutsu-kun

    Derslerinden ve geleceğe dair planlarından başka hiçbir şey düşünmeyen Mizutani Shizuku ismindeki bir kızın yanındaki sıraya Yoshida Haru adındaki bir oğlan oturtulmuştur ama Haru öyle ya da böyle okulun ilk gününden beri okula gelmemiştir. Shizuku'dan ders notlarını Haru'ya götürmesini istenir ve bu sayede Haru artık arkadaş olduklarını düşünmeye başlar.



    Yarattığı karakterlerin hepsine aynı özeni göstermeye ve eşit süreler dağıtmaya çalışan Brains Base'in aynı özeni konu anlatımına vermediği 13 bölümlük bir anime Tonari no Kaibutsu-kun. Ağırlıklı olarak romantik komedi tarzında ilerleyen, yer yer dramatik unsurlara değinen lakin genel görünümde pek de fazla bir şey anlatamamış bir seri.

    randomc'deki yazarın (@zanibas) yaptığı görselde (link) görüldüğü gibi gerçekten de iniş çıkışları bir hayli fazla olan, çok dalgalı bir anlatım yalnızca bu iki başkarakter için değil, serinin tamamı için de hakimiyet kurmuş durumda. Açılış monologunda Shizuku'nun sesiyle tüm karakterlerin hikayelerinin anlatılacağının söylenmesi seri biterken de tekrar edilen bir vaatten öteye geçmiyor. Sözü edilen karakterlerden bazıları gereğinden fazla geliştirilerek, bizlere yalnızca ismen tanıştırılan diğerlerine fark atıyorlar. Hal böyleyken Shizuku'nun sözünün pek de bir değeri kalmamış oluyor.



    Son yıllarda (özellikle de 2012'de) örneklerini çok sık görmeye başladığımız ve alenen bir tehlikeyi işaret eden "şimdi değil ama belki ileride anlatırım" oltasıyla 2. sezon için nabız yoklamaktan öteye geçmeyen Tonari'nin ilk sezonu keyifli bir seyirlikten, kaliteli bir animasyondan ve harika bir yan karakterden fazlasını sunmuyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi