• Muv-Luv Alternative: Total Eclipse - 01+02



    BETA olarak bilinen uzaylılar 1973'te dünyayı işgal etmeye gelmişlerdir. 30 yıl boyunca Asya ve Avrupa'nın çoğunu fethetmiş ve dünya nüfusunun azalmasına yol açmışlardır. Dünyanın farklı yerlerinden yetenekli pilotlar, TSF isimli silahı test etmek için 2001'de BM'nin Alaska'daki üssünde bir araya gelirler.

    İlk iki bölüm sonunda rahatlıkla söylemek gerekir ki sezonun açık ara en doyurucu aksiyonu var karşımızda. İlk bölüm sonunda başlayan savaşın ikinci bölümde tam bir meydan muharebesine dönmesi ve düşman gözüyle gördüğümüz BETA'ların ezici üstünlükleri serinin halihazırdaki karanlık tonunu iyice depresif bir forma sokuyor. Serinin en başından ciddiyetini bozmadan sürdürdüğü tavır, mechalar ile uzaylılar arasında geçen hayli kanlı dövüşlerle tamamen sert bir üsluba dönüşüyor.

    Özetle seride geçen zaman aralığını (1973-2001) insanlık tarihi çoktan geride bırakmış olsa da Muv-Luv apokaliptik bir kurmaca dünya yaratıp fazla beklemeden bu dünyayı post-apokaliptik bir hüviyete büründürüyor. Savaşın devam edeceği, insanlığın bu kadar çabuk mağlup olmayacağı aşikar fakat çekirge sürüsü gibi saldıran BETA'ların da yavaşlamaya pek niyetleri yok. Serinin kaç bölüm süreceğini bilmesem de şu iki bölümlük girizgahın (özellikle de 2. bölümün) Muv-Luv'u tanımlamak için yeterli olduğunu düşünüyorum: Vahşi, depresif, karamsar, biçare.

    1 Görüş:

    1. İlginç. Fanservis giysiler ve bayan pilotların çokluğundan yakınacağını düşünürdüm. Herhalde 2. bölüm seni etkilemiş olmalı.

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi